Bakkala diye çıkıp geri Dönmeme İsteği

Selam Okur Nasılsın…?

Ben aynı işte sürekli gel git içerisinde dengeli dengesiz bir halde olan ruhsal duygusal sıkıntılar içerisinde cebelleşip duruyorum Günler saatler uykular sapıtır oldu,karantinanın kaçıncı günündeyiz onu bile unuttum artık sahi ya ne kadar oldu 1 ay 10 gün falan ??? Bence daha. fazla oldu bu arada arka fonda Ikıye On Kala çalıyordu bu başlığı cok düşünmedim yadırgama yani 🙂 Hadi Başlayalım

Dünden beri öyle şeyler düşündüm ki mesela ; Ara sıra uzaklara, hatta çoook uzaklara gitme isteğinin birazcıkta olsa hepimizin özlemini çektiği şey olduğunu düşünüyorum. Ama her seferinde bu düşünce bir anlık gelirrrr ve geçer. Nereye gidecem lan… Gitsem nolacak… Korona var olum saçmalama derken buluyorum kendimi halbuki çanta hazır ve sıpa benden daha cok hevesli yola cıkmaya 🙂 sonra Ne değişecek sanki… diyorum aslında cok şey değişecek te işte birazdaha sabretmem gerekecek gibi neyse sıkıntı yok bekleriz diyip kahvemi yapıp oturuyorum falan gibi gibi sözlerle kendi kendinize otur oturduğun yerde dersiniz. ”İnsan yaptıklarından çok yapmadıklarının pişmanlığıyla ölür” diye bir söz var. Ya da buna benzer bir sözdü işte… O zaman bizler hep gitmek isteyip, fakat her seferinde gitmeyip, ya da gidemeyip pişmanlık içinde ölenlerden mi olacağız? Sonuçta derinlerden gelen bir his var… Bir anlığına da olsa yapmak istiyorsun ama sonrasında vazgeçiyorsun… Hah işte niye vazgeçiyoruz? Bizi ne tutuyor da, gidemiyoruz ben bunu çok merak ediyorum aslında. Sonra kedim uyudugu yerden bana bakıp Korona var aneyyyyy Korona der bi bakış atıyor işte sonra yine yerimde oturuyorum neyseki şuan buraya yazdıklarım yapılacaklar listesine yeni eklemeler yapmama vesile oluyor Korona bitsin direkkk gidicem ama bakkala değil 🙂

Sonra Mesela şunu düşünüyorum bu süreç hiç olmasaydı bizi tutan şeyler gözle görülmeyen, kulakla duyulmayan cinsten şeyler ne olabilirdi ? Neye sahibiz de, neyi kaybetme korkusudur bu? Ya da nedir bu kadar vazgeçilmez olan şeyler? İş, aile, eş dost, arkadaşlar, akrabalar, memleketin… Ne? Kurulu düzen deriz belki çok çok… Ama insan bence kendisini tek bir yere ait hissetmemeli. Tamam bir eviniz var diyelim ve siz hatta o evde doğup büyüdünüz. Caddeler, sokaklar, şehrin her köşesinde bir hatıranız var.

Dolayısıyla siz de kendinizi o şehrin, sokakların, evin falan bir parçası gibi hissetmeye başlıyorsunuz. İyi de 40-50 sene sonra büyük bir olasılıkla, oturduğunuz ve evim dediğiniz yerde hiiiiç tanımadığınız insanlar oturacak. Şehir bir başkalaşmış olacak. Her şey sanki ölüp yeniden dirilecek… Ve yine büyük bir olasılıkla o insanlar da tıpkı sizin gibi, kendisini o bulunduğu yerin, evin bir parçası gibi hissedecek…

Peki söyler misiniz bana?Orası Kimin Şehridir? Orası gerçekten kimin evidir? Bir çok şeyi kolay sahipleniyoruz. Burası ya da bu ”benim-bana ait” derken aslında ona hiç sahip olmuyoruz. O da bize ait olmuyor. Sırf bu düşüncelerimden dolayı, bakkala diye çıkıp 50 yıl gelmeyesim var. Gelecek bir yer yok çünkü.. Ya da bıraktığımız bir yer.. falan filan işte herşey bir şarkı ile gelen ve o şarkının bana verdiği ilhamla kendimi yollara attım tam zamanlı olmasada kendimi istediğim zaman yollara atıyorsam ermiş bir gezgin olmanın peşinde olduğum içindir .

kimbilir belki bir gün buraya sekiz senelik yol maceralarımı yazar çizerim ve bundan sonrasını 🙂 Eğer ki bir gün sende kendini yollara atmak istersen uzaklaşmak istersen önce bu yazıyı okursun belki ilham gelir belki de bakkala diye çıkıp kendini bambaşka yerde bulabilirsin ben sadece buna küçük vesile olmak isterim o kadar 😉

Yollarımızın kesişmesi dileği ile 🙂 Kendine iyi bak 🙂

Gelecekte ki Kendime ve Sana Bir Mektup ;

Selam Okuyucu Hoşgeldin ;

Keşke karşıma bir ayna alıp önce o tuhaf suratıma bakarak sırıta sırıta bir şeyler konuşsaydım. En azından konuştuklarımı en kötü bir ses kaydı yapar sonra da yazıya dökerdim. Hatta bu sayfayı ilk oluşturduğum sene içerik olarak 4-5 bölümlük tamamen gündelik yaşantılara dair nebiliyim bir hikaye ya da bir roman olarak yazma niyetindeydim tabi 4-5 bölümlük diyorum ama toplamda 200 sayfaya gelecek şekilde bir sayfa hayali idi sonrası zaten ortaya bir kitap çıkartmaktı bu zamana kadar bütün yazıları sayarsak aslında bir kitap olur ama cok karışık hepsi oturup en basından derleyip toplamam lazım falan filan uğraşamam belki sonra kimbilir : ) Bu yazıyı yazma sebebim aslında hem kendime hemde sana (bu yazıyı okuyan kişilere) kim okursa artık 🙂 şimdiden iyi okumalar hadi başlayalım ;

Biliyorum biliyorum her zaman böyle tuhaf huyların vardır senin. Her şeye muhalefet olmayı da çok seversin. Biri bir şeye mor dedi mi, önce dur bakalım niye mor, kime göre neye göre falan demelisin. Ama bir gün başın belaya girecek söylemedi deme. Hayır yani bir şeyi hemen kabullen ne olacak sanki? Yani illa hemence kendine örmüş olduğun kalın duvarlı kalene her şeyi, herkesi sok demiyoruz ama bu kadar da olma yani. Bunun dışında şu anda boktan bir süreçten geçtiğini biliyorum. Ama hep demez misin sen insan hayatı inişli çıkışlıdır diye. Bir bakmışsın, Ortaya bir salgın yayılmış adına Covid-19 demişler tam 1 ay 6 gündür evinde karantinadasındır kafayı yemeye ramak kalmıştır falan, bir bakmışsın bu günler bitince tatilde sırtına yanmasın diye güneş kremi falan sürüyorsun. Yani hayat işte anlıyor musun? O yüzden kafayı fazla takma, inanıyorum ki güzel günler de olacak, acı günler de. Yaşanacak çok şey var yani. Ama bilirim ben seni, ille de kafana bir şeyleri takarsın, ne kadar takma desem de bir yerde illa bir şeylere takılırsın sen. Üstelik zamanında o kadar söylememe rağmen yine dinlemedin. Napiyim yani şimdi senin hayatın senin kararın, bir kaç tel saçını daha ağartırsın olur biter. Hem hep siyah kalacak değil ya… Bak aklıma geldi şimdi. Sen ne derdin hep? Amaaan dökülmesin de varsın ağarsın. Zaman zaman kendine kızdığını biliyorum. Hangi insan kızmaz ki? Zaten hiç kızmıyorsan bir sıkıntı var demektir. Kendini ego çukurunda bulan bencil bir insan falan olursun aman diyeyim dikkat et. Sen yine ara sıra da olsa, kendi yaptıklarını sorgula yoga yap ,meditasyon yap otur ayna karşısına kendine bakıp biraz empati falan kur. Böyle şeyler önemli biliyorsun.

Bak Bunları Sana Geçmişten yazıyorum yani tam olarak Hatta tam olarak 22 Nisan 2020 saat 20:00 de olurda ilerde okumak istersen ya arşivde ya da kitabın ilk sayfasında okuyabilirsin 🙂 tabi o kitap çıkarsa kısmet

Şşşşş topla o yüzünü bak Öyle hüzünlenip de oku diye yazmıyorum. Biliyorum her boka üzülen salak bir kalbin var senin. Yukarıda da zaten her şeyi fazla kafana takma diye bu yüzden söyledim. Hadi biraz tebessüm her şey inan bana çok güzel olacak 🙂 Bak olur da Sıkılırsan falan hani kendini köşeye sıkışmış, çaresiz falan hissedersen doğaya at ama hemen değil biraz doğa kendine gelsin dinlensin sen şimdilik evde kendini bir yerlere at kitaplara at nebiliyim çiz karala ama bir acele etme dur evinde sırf kafayı yememen için tüm bunlar . Hem bak Önündeki 10 belki 20 yıl senin için çok büyük değişimlere gebe olacak. Zaten bunun farkında olduğunu biliyorum. Eğer olur da 10-20 yıl sonra bu yazıyı okuyacak olursan kendi kendine tekrar bak. Geçmişteki senle gelecekteki seni kıyaslamayı ihmal etme. Biliyorum bu satırlar arasında belki de kıyasa değer bir şey yok diyeceksin ama, yine de bir şeyler çıkaracağına eminim. Özellikle son bir kaç yıldır benimsemiş olduğun ”iyi olmak ya da kötü olmak iyi bir şey değildir” sözünü yeniden hatırla ve doğru bir karar olup olmadığını yeniden değerlendir. kolay gelsin diyorum sana 🙂

Sigara içiyorsan eğer özellikle bu süreçte sigaranın bokunu çıkardıysan şayet Bu yüzden sana sağlığına dikkat et demekten başka bir şey diyemiyorum .Sağlık önemli! bağışıklığını güçlü tutmalısın tatlım Çünkü biliyorum bu gibi durumlarda özellikle kendi kaderini çizme konusunda hep kendi kararlarını verdin. Ama umuyorum ki; bu kararlarından ilerde pişmanlık duymazsın.

Şimdilik söylemek istediklerim bunlar belki seversen şayet bu en başta bahsettiğim 4-5 bölümlük seriyi yazmaya başlamaya cesaret edebilirim Bir akşam umarım elinde bir kadeh rakı olur ve çakır keyif havasında bu yazdıklarını tekrar okursun. Güzel yaşa, güzel sev, mütevazi ol ve sağlıcakla kal. Sen değerlisin ,Sen önemlisin ve Seni bu hayatta hakeden çok güzel şeyler var bunu bilerek lütfen kendinin kıymetini bil öpüyorum seni görüşürüz 🙂

Varlığın Bilgisini Alabilmek

Sevgili Okur öncelikle bu yazıyı okumadan önce arkada sana eşlik edecek çok güzel bir şarkı bırakıyorum belki dinlersin diye müzik zevkime güvenebilirsin ayrıca kahve ile iyi gider aklında olsun 🙂 hemen yazının sonunda parçayı bulabilirsin

artık başlayalım o zaman Hoşgeldin 🙂

Zor bir yolculuk bu, kolay değil. İnsanoğlunun özüne dönme yolculuğu. Şimdiye kadar doğru zannedip kalbine ördüğü duvarları kırma yolculuğu olsun bunun adı . Kalbinden her bir taşı çıkarttığında canı çok yanacak ama mükafatı çok büyük olacak. Kendini bilecek, sistemi hissedecek.

Kuşkuya yer verme kalbinde, kalp gözünün açılması için gerekli olan şeyler sende mevcut; arama onda bunda. Dua et, içten saf dua. O duanın karşılığı gelecek, yardım gelecek. Kendin için, kalbinin arınması için dua et. Hiçbir duan cevapsız kalmaz, yeter ki samimi olsun. Şekilcilikten uzak dur. Maddenin üzerindeki tesirinden uzaklaşarak dua et, kalpten yakar. Cevap hemen gelecek.

Kuşkuya yer verme kalbinde, şüpheye düşme. Şüphe, kuşku insanoğlundaki negatif duyguları besler, onu sıfır noktasından uzaklaştırır, denge bozulur. Hangi tarafı beslersen o taraf terazide ağır çeker. Dengede olmak, orada kalabilmek zor ama bunu her insanoğlu yapabilir. Bu kudret onda mevcut. Sistemin hiçbir şekilde baskısı, zorlaması yoktur. Her insanoğlu özgür iradesi ile terazisindeki ağırlıkları kendi yerleştirir. Yardım isterse yardım gelir. Terazinin hangi kefesi için yardım isterse orası için gelir. Suçlu yok, suçlu arama. Kusur yok, kusur arama. Mükemmel işleyen bir sistem var; sen de bunun bir parçasısın. Geleceğini sen hazırlıyorsun. Yoluna taşları da sen koyuyorsun, gülleri de; bunu asla unutma. Yapman gerekenlerle ilgili ancak ilham verilir, bunu da ancak kalbinle doğru anlarsın, beynine sorarsan yanılırsın. Kalbinin dilini çözmek, onun derinliklerine inmek, o engin okyanusta yüzmek kolay değildir. Çünkü onun üstünü öyle bir zift tabakasıyla kapladın ki orada küçücük bir delik açmak bile senin dünya hayatında inanılmaz değişikliklere neden olur. Uyanış yavaş yavaş başlar. Bir küçücük delik açsan öyle büyük güzellikler yaşarsın ki, şimdiye kadar dünya hayatında yaşadığın hiçbir mutluluğa, hiçbir sevince benzemez. O eşsiz olandır, o özdür, o özünün sevgisidir…

Sozsuz yüce bir yola çıktın. İstersen otur bekle, istersen yola devam et. Yolun sonunda mükafatın kendinsin, asıl olansın…Kalbinde hissettiğin hiçbir şeyde kuşkuya yer verme. Terazinin negatif kısmını arttırma. Düşüncenin de bir enerjisi olduğunu, sistemin bunu dua enerjisi gibi kabul ettiğini unutma. Yaptıklarına ve düşündüklerine dikkat et.

Her insanoğlu özünün bilgisine ulaşacaktır. Bütün bilgiyi bir anda almak mümkün değildir. Onun için birbirinizin bilgi, tecrübe ve deneyimlerinden yararlanmanız bu yolculukta sizin engelleri daha rahat geçebilmenize yardımcı olur.

Karşılaştığın her varlıktan öğrenebileceğin birşey olduğunu unutma. Kalbinin sesini dinle, o seni yanıltmaz. Hep sevgi enerjisinin içinde olduğunu bil. Kuşkuyu etrafından uzaklaştır. Karşılaştığın varlığın senin gibi özünü arama yoluna girmiş bir gezgin olduğunu unutma!

Bir karşılaşma yaşanmışsa muhakkak paylaşılacak şeyler vardır. O anda küçük bir bilgi zannedilebilir ama unutma ki küçük bir kartopu yuvarlana yuvarlana kocaman bir kartopuna dönüşebilir. Dinle, söylenen sözlere değil onun arkasındaki o ruh varlığının aslında sana ne bilgi vermek istediğine bak.

Sevgi seninle olsun sevgili okur

Görüşürüz 🙂

Sarılma mesafesi

Kelimeler insana hayat verir. Cok fazla konusulacak sey var hayatımda , tek bildiğim insan büyüdükçe omzunda taşıdığı yük devamlı artar.
Duygulara anlam yüklemek istiyorsan sözcüklere yön vermek gerekir

Hoşgeldin Nasılsın sevgili okur ? Kahveni aldıysan Gel şöyle otur sana bir şey anlatıcam

Mesafelerin en kötü yanı ne biliyor musun? Mesafe dediğim öyle uzunca bir kilometrelerden bahsetmiyorum Sadece bir kaç dakikalık mesafelerden söz ediyorum 🙂

“Dokunsalar ağlayacak” derler ya, sarılma için söylenmiştir aslında. Bekler, bekler, bekler ve sarıldığınızda bir çocuk gibi tüm gövdesiyle sarsıla sarsıla ağlamaya başlar. İşte o zaman o an o mutluluğu paylaşmış olursunuz.Sarılmanın da türleri var elbet. Karşılaşırken farklıdır, vedalaşırken farklı. Birinde mutluluk, diğerinde hüzün ağır basar. İkisi de çok değerli benim için… 13 gündür evde olmak bu duyguları bu hisleri daha çok güçlendirdi bende hatta yeni bir yapılacaklar listesi oluşturdum ve en başında bu var SARILMAK 🙂 daha açıklayıcı olmak gerekirse eğer

Sevdiğin insana sarılmak : Sarılmak neydi ? Sağ tarafında ki boşluğa sevdiğinin kalbini yerleştirmek. Sol tarafına ağır gelen kalbini sağ tarafınla eşitlemek ,Derdini derdiyle kavuşturup dengelemek. Insan yüreği yüreğine sarılabileni sever aslında, yalnızca yarası yarasına değeni. Sonu uçurum olan yolunu sonsuz yola çıkarmaktır sevmek . Her beden kaldıramaz , her insan sevemez bir insanı. Bazen de şiir gibi sevmek gerek . Sonbaharın titrek sesiyle ninniler mırıldanan ağaçlarını ,kışa kavuşturmak gibi , bazen de bir şair gibi sevmek gerekir ; kış geldiği zaman yüreğini yazarak ısıtmak gibi. İlkbaharda açan menekşelerin kokuları yetmez sevene, kış geldimi kalbine sıcaklık gelmedikçe . Sevmek , sarılmaktir bir bakıma. Sarsılırsan ısınır sevdiğinin yüreği , sarsılırsan güz gider bahar gelir , sarsılırsan şafak vakti gündüzün en güzel saatine döner , güluşlerin arkasındaki gözyasini görürsün sarılarak. Ve sarılmak aslında vuslatı bahardır sahipsiz diline… yani Ona sarılamamak, ona uzanamamak. İnsan sevdiği insana her zaman sarılma mesafesinde olmalı. ve sırf bu yüzden Coronaya kafa tutasım diklenesim geliyor 😀 Özlüyor insan işte 🙂 Ne kadar çok görüşmek isteseniz bile aklına hemen Sarılamicam ki yüzüne dokunamicam ya da öpemicem bu korku zaten mahvediyor insanı kıyamıyorsun ne kadar cok bu eylemi gerçekleştirmek istesende KIYAMIYORSUN net ! Korkunç bir sancı değil mi? Özleyip de sarılamamak… İçinde Aşk olduğunda her şey değişiyor işte Dünya o kişinin etrafında dönmeye başlar büyük bir hızla. Her şey eşitlenir. Sarılmak biraz teslim almak, biraz da teslim olmaktır.Sadece biraz daha sabretmek ve biraz daha özlemek şimdilik elimden gelen bu çünkü Bazı özlemlerin sonunda kavuşmak vardır ve kavuşunca özlemek güzel bir hal alacak gibi 🙂 Bu süreç tam da bana bunları daha yoğun bir şekilde hissettirdi ve devamda ediyor ve bazı şeyleri daha iyi anlıyorsun 🙂 Sevmek güzel şey kardeşim gerçekten bak 🙂 O na buradan diyeceğim tek şey Hayat çizgimin bu izdüşümünde, yaşanan bir gerçeklik olarak yer alıyor olman beni öylesine mutlu ediyor ki…

Dostlarına sarılmak : özlediğim ve bu günler bittiğinde Sarılmak istediğim güzel dostlarım var mesela ilk defa bir yazımda onlara yer verdim ne mutlu bana ki böyle güzel insanların hayatlarında yer edindim yer edindiler 🙂

Dostlarımız eğer gerçekten bizde dost olarak yer bulmuşlarsa kalbimizde işte tam orada duruyorlar. Ve iyi ki varlar…. Ne demişti şair “Bir tek insanın bize ”iyi ki varsın” demesi, var olduğumuz için mutlu olmamıza” yeterdi. Ve eminim bizim de hayatımızda iyi ki varsın dediğimiz insanlar var. İyi ki tanımışım dediklerimiz her şeye rağmen… Ve tabi ki bizim için de iyi ki var diyenler… Olmazsalar olmaz, olmazsak olmaz. Ne demiş Maslow sevmek ve sevilmek en temel duygusal ihtiyaçlar. Öyleyse şimdi biraz durup düşünceye dalmanın dostlarımızı yad etmenin tam sırası. Ve inanıyorum ki bu günler bir son bulduğunda yapacaklarınızın bununla sınırlı kalmayacağı daha güzel anılara ortak olacağımız ve daha nicelerini düşünemiyorum bile 🙂 çok özledim hepsini 🙂 Hayat kısa kimi nerede nasıl bekliyor son yolculuk bilinmez ama sevgili okur biz en iyisi dostlarınızla kalın, değerlerini bilerek dost kalabilmek mesela:)

bu günler elbet bitecek illaki bir son bulacak ama o güzel günlerin yeniden geleceğini Umut ediyorum. belki de kimimiz için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ama bu yazdıklarım gerçekliğini tüm şeffaflığı ile koruduğu sürece her şey Çok güzel olacak inanıyorum ve o gün o AN geldiğinde

Sevdiğiniz, özlediğiniz insanlara sarılın. Çünkü sarılmak, sevginin mührüdür.

sevgili okur ; öyle uzun bir yazı hayal etmedim anlık içimden geçenleri seninle paylaşmak istedim seninde ekleyeceğin bir şey varsa başımın üstünde yerin var beklerim her zaman 🙂

Corona Canım Şakası Yok

Karantinada Gün 5 ; normalde 1.günden itibaren yazmaya başlamam gerekirdi ilham anca geldi gele gele 5.günde geldi sevgili okur affınıza sığınıyorum 🙂 Nasıl geçiyor karantina anlatsanıza biraz benim durumum belli aslına bakarsanız .Zaten evcimen bir insanım ama evcimen olmak boş boş oturmak değildir benim gözümde atıyorum normal zamanlarda bir insanın evde geçirme rutinleri nedir ? sıralandığı zaman şuan hepimizin yaptığı şeyler karantina sağolsun ; bazen sıkılıyoruz hatta fazlası ile sıkılıyoruz aynı şeyleri dönüp dolaşıp yapmak bir kısır döngünün içinde gibi hissettiriyor insana. Ne kadar kötü başladın be 2020 diyesim geliyor ki bunu sesli sesli söylüyorum hayır daha kötü ne olabilir ki ???

Nediyorum biliyor musunuz ? gözlerimizi kapatsak ve tüm zor günler geçip gitmiş olsa ılık esen rüzgar bir yaz sabahına uyansak önümüzde bahçeye kurulmuş tatlı güzel bir kahvaltı sofrası ama sofrada yok yok ailen ,dostların , ve sevdiğin o insan nasıl samimi nasıl güzel geliyor kulağa 🙂 sizde kurdunuz mu bu hayali ? bir yanımız huzur bi yanımız keyif ve daha birsürü şey Acaba bunun için neler mümkün ? zira atalarımız ın zamanında kazma kürek yaktıran Mart hem kafaları hemde solumaya korkar olduğumuz havayı yaktırıyor ,hava su toprak tüm doğanın dengesi şaşmış iken ateş nerede patlıyor dersiniz ? evet içimizde ! doğru cevap içimizde patlıyor !

ıslanmamak için fırtınanın kendisi ile savaşmak gerekiyor .Nedendir bilmiyorum ama insan bir durum karşısında istemediği alışık olmadığı kendisini tehdit altında hissettiği bir süreçten geçiyorsa mevcut hali ile savaşmaya başlıyor.O noktada mesele ıslanmaktan cok yağmurun kendisi olur. belki Boyaları sürünüp fırtınaya çıkar belki bulutlara küfüreder çığlıkları ile gök gürültüsünü bastırmaya çalışır öyle rüzgarla kavga eder durur ama nafile …

sevgili insan;

fırtınanın kendisi ile savaşma kuru ve güvenli bir yer bulmaya çalış ev gibi mesela ; ve o evden asla çıkma !!!!!!

evet korkuyoruz belki de ilk defa bu kadar çok korkuyoruz hiç te alışık değiliz bu duruma yabancıyız haklısınız !

Ama enerjimizi korumamız lazım bilinçli ve uyanık kalmamız lazım evinde yapabilceklerine odaklan mesela kendine huzurlu oldugun alanlar yarat yaşadığımız her anın tadını çıkarmamız lazım .

Mesela ; Bir film izleyelim bu akşam sevgili arkadaşım, ağlamayalım ama kahkahalar da atmayalım öyle karnımız ağrıyıncaya kadar… Biraz umut olsun içerisinde, biraz da umutsuzluk… Bazen filmin gerçeklerini bulalım izlerken, bazen de saçmalıklarından anlam çıkarmaya çalışalım…Evet bir film izleyelim bu akşam sevgili arkadaşım, tam senin tarifine uygun bir film biliyorum. İsmi: “Amelie” Film yaptığın tarife, filmin ana kahramanı da sana benziyor sanki… Bilmem, bulur muyuz acaba seni bu filmin içinde…

Mesela; Akşam bir mum yakalım yaptığımız spotify listelerinden bir müzik açalım yanında bir çay ya da kahve demle o mükemmel kokusu evini sarsın sıcacık battaniyene sarıl ohhh mis belki bir kitap okursun belki içindeki çocukla konusursun kimbilir 🙂 al bi yudum kahvenden çayından can olsun şifa olsun 🙂

Aşağı yukarı yapılacakalr belli aslında bunlara ek listede ekleyebilrsiniz bu tamamen günleri nasıl geçirmek istediğinize bağlı ne yaparsan nasıl yaparsan yap yeterki EVİNDE YAP EVİNDE KAL !!!!

Dünkü dertler bugün söz konusu olmasın!

dünya canım dünya rutinlerimizi değiştiriyor nefes almanın kıymetini hatırlatıyor bize içine dön, düğümlerini çöz diyor doğa biz insanlara hisset bütünden bağımsız olmadığını…köklerinin toprağa uzandığını, ruhunun yıldızlara dokunduğunu hisset olurmu sevgili okur

sizi seviyorum

sağlıklı günler dilerim lütfen kendinize dikkat edin lütfen dışarı çıkmayın !!!

Yürürken Yazmak Ve ya Yazarken Yürümek

Kendimi hep şanslı hissetmişimdir, hep demeyelim bazen şanslı hissetmek demek daha doğru olur hem zaten nerede görülmüş bir insanın her alanda her anlamda şanslı olduğu bencilliğin lüzumu yok sevgili okuyucu.Bugün içtiğim 5.kahvem ve saat olmuş bilmem kaç ben şimdi yazmaya cesaret edebildim ya da buna her nedenirse işte siz anlayın …neden olduğunu ben de bilmiyorum, sorsanız zaten cevap da veremem, yazmakla uğraşıp sadece kendi kendine konuştuğum ve tek bir kelimesini bile satırlara dökemediğim ya da dökmeye niyet eden boş sayfalarım var .

Neden yazmıyorum ya da neden yazamıyorum sorusunu ise kendimi bile sormaya çekinirim, bir gün aklıma bir yerlerden bir şeyler gelecek de yazacağım diye bekliyorum.
Üstelik buna inanmıyorum da yani son derece gerçekçi olmayı da ihmal etmem. Şimdi yazıyorum da ne olacak diye de çaktırmadan merak da etmiyorum desem yalan olur.
Her yazarın dip not: (asla kendimi bir yazar olarak görmüyorum ) kendini yazarken en rahat hissettiği bir yer mutlaka vardır, yazma
eylemi içe dönük, dış dünyadan soyutlanmış ve kapalı kapılar ardında “steril”
mekanlarda can bulur genelde. Ama gel gör ki benim yazmayı en rahat başardığım yer sokaklar! Hem de yürürken..

Yürürken aklımdan geçen binlerce düşünce, hayal, meraklar, olasılıklar, üzüntüler arasından süzülenleri seçip aklımın bir yerlerinde açtığım beyaz sayfaya geçiriyorum tüm bu simgeleri, ama gel gör ki günün sonunda o günü temize çekerken aklımda biriktirdiğim iç seslerimi yazdığım beyaz sayfanın ya çoğu yok olmuş oluyor ya da ben o beyaz sayfaların aslında yeteri kadar beyaz olmadığına inandığımdan o günü de çöpe atarak “ne olacak canım yarın düşünürüz bir şeyler” diyerek yine kendimi geçiştiriyorum.

Bu hayatta en başarılı olduğum konuların başında kendimi geçiştirmek gelir. Aklıma gelenleri yapmama konusunda tek rakibim kendimimdir diyebilirim. Geçen gün yine yazmaya karar verdim ve bembeyaz bir sayfa açtım aklımda. Neden bazılarına hayat bu kadar kolayken bazıları için her şey karmakarışık, belirsiz, zor ve bıktırıcı. Bizim dışımızda, belki de biz doğmadan çok ama çok önceleri hayatımızı bizim yerimize belirleyen birilerinin olduğunu düşünsenize, biz hiç bir şeyin farkında olmadan saf saf dünyaya gelmeyi beklerken onlar konseyi toplamış, bizim hayatımıza yön vermeye hazır bir şekilde hayatımızı projelendiriyorlar.
Üstelik hayatımızı kısa dönem, orta vade ve gelecek şeklinde üç parçaya ayırmış, her parça için bir de sunum hazırlamışlar. Yuvarlak masanın etrafında ellerinde latteleriyle bir yandan sunum üzerinden geçiyor, bir yandan da telefonlarıyla oyunuyorlar.

Sunum çok kısa sürüyor çünkü sırada hayatları şekillendirilecek çok kişi var. Bizim sunumu asla göremeyecek olmamız ise işin en harika tarafı. Düşünsene senin için hazırlanan planlar adamların elinden çalınıyor ve bir şekilde sana ulaşıyor, al sana doğmamak için geçerli bir sebep daha.Buyrunuz bunun tanımını siz yapın buyrun

Narsistliğ’in lüzumu yok !!!!

Narsistler ve diğer manipülatörler siz onlarla ilişkinizi kestikten çok sonra bile size geri dönmeye çalışabilirler. Hatta bazen terk eden taraf onlar olduğunda bile bir süre sonra kapınızda belirdiklerini görebilirsiniz.Peki, bir narsist erkek neden geri döner? Sizi sevdiği için mi yoksa özlediği için mi? Cevap elbette ikisi de değil. Narsist insanlar besinsiz kaldığı için döner. Besin ne mi? İlgi, alaka, seks, para… Sizden sonra belki bir süre yeni sevgililer veya yeni ortamlar onlara bu besinleri sağlamıştır ve içlerindeki boşluğu bir nebze doldurmuştur. Ne yazık ki narsistin içindeki boşluk öyle büyüktür ki hiçbir zaman gerçekten dolmaz. Bu devrede işin içine sizi de dâhil etmek ister. Sonuçta siz zamanında ona ihtiyacı olan her neyse bir nebze de olsa sağlamış bir kaynak yada projesinizdir.

Diğer yandan, belki de narsist sizi gerçekten geri istemiyor bile olabilir. Sadece sizden herhangi bir reaksiyon almak için, hala sizin üzerinizde bir etkisi olduğunu veya hala sizi kontrol edebildiğini görmek için istiyor numarası yapabilir. Hala duygularınızı kontrol edebildiğini görmek onlara kendilerini güçlü hissettirecektir.

bir narsist erkeğin bunun için onlarca yöntemi vardır. İşte bunlardan bazıları:

  • Özür diler : narsist erkekler özür dilemekten hoşlanmaz ve bir kısmı gerçekten de asla özür dilemez. Ancak ‘gizli narsistler’ kendilerine yarar sağlayacağını düşünürse, sizi geri kazanmak için özür dileyebilirler ve yapılan hata her ne ise bir daha olmayacağına dair garanti verebilirler.
  • Yakınlık ihtiyacınızı kullanarak: Sizinle uyumayı, size sarılmayı ne kadar özlediğini belirtebilir.

İlişki bitmemiş gibi davranarak: Bu maddenin kulağa biraz saçma geldiğinin farkındayım ancak bu gerçekten de narsistlerin insanları geri kazanmak için yaptıkları hamlelerden biri. Eğer terk eden taraf onlarsa, size aslında terk etmediklerini, sizin onları yanlış anladığınızı, çok abarttığınızı veya biraz uzaklaşmanın ilişki için daha iyi olacağını düşündüklerini ve bunun için gittiklerini söyleyebilirler. Eğer terk eden taraf sizseniz, onlardan ayrılma isteğinizi hiç duymamış gibi davranıp hiçbir şey olmamış gibi size mesajlar atmaya ve sizi aramaya devam edebilirler. Onlara, ayrılma isteğinizde ciddi olduğunuzu anlatmaya çalışırsanız sürekli geçiştirebilir veya sizin bir süreçten geçtiğinizi, ayrılmaya hiç gerek olmadığını, sadece bir süre ara vermek istediğinizi düşündüklerini duyabilirsiniz. Bir narsist ‘hayır’ sözünü duymamakta oldukça başarılıdır.

Rastgele mesajlar göndererek, ‘yanlışlıkla’ arayarak: Burada amaç ara ara kendini hatırlatmaktır. Sevgililer günü, doğum günleri, Yeni Yıl gibi özel günleri kutlayan bir mesajla bir şekilde radarınızda kalmaya devam edebilir. Aynı zamanda sizi kıskandırmaya çalışmak için de mesaj atıp araması mümkündür. Örneğin; telefonunuzda ‘Akşam 8 de buluşuyoruz, değil mi?’ gibi bir mesajla karşılaşırsanız, mesajı ‘yanlışlıkla’ attığını ve aslında başkasına mesaj atmaya çalıştığını da ekleyebilir. Burada amaç sizden iyi veya kötü herhangi bir reaksiyon almaktır. Bir narsist için iyi veya kötü reaksiyon aslında aynı şeydir. Her ikisi de onlara unutulmadıklarını ve hala sizin hislerinizi bir şekilde etkileyebildiklerini gösterir.

Geleceğe dair vaatler vererek: Size geleceğe dair bir sürü söz verebilir ve bu sefer her şeyin daha iyi olacağını garanti edebilir. Oldukça teatral ve aşırı davranışlarda bulunabilir. Eğer narsist bir erkekse bu gelecek sözü evlilik teklifi bile olabilir.

Kendinizi suçlu hissettirerek: Ben sana bunu asla yapmazdım, diyebilir narsist. Sizi bencil olmakla ve sadece kendinizi düşünmeklesuçlayabilir. Sonuçta narsistler karakterlerindeki sorunlu yönlerin aslında sizin karakterinizdeki sorunlar olduğunu düşündürtmekte oldukça iyidir.

Hiç yapmadığınız bir şey için suçlayarak: Örneğin; sizi ona karşı sadakatsiz olmakla suçlayabilir. Siz kendinizi aklamaya çalışır ve gerçekleri anlatmaya yeltenirseniz, amacına ulaşmıştır bile. Çünkü sizden istediği tepkiyi almıştır.

Ve buna benzer daha nice örnekler verilir :))) ki şu an bunları hem araştırıp hemde yazarken içinde yaşadığım bu durumu da bir nebze de olsa buraya size anlatmak istedim

Peki siz geri geldikten sonra ne olur ??

Başlarda yine idealize teme safhası başlar. İlişkinin en başındaki güzel günlere geri dönersiniz. Duymak istediğiniz bütün sözler söylenir. Anlaşmazlıkların geri kaldığı, suların tekrar durulduğu günlerdir. Artık her şeyin yolunda gittiğinden emin olduğunuzda ise o çoktan sizden sıkılmıştır bile ve karanlık tarafları geri döner.Sonrasında tarih tekerrür ederken ve siz aynı şeyleri tekrar tekrar yaşarken, bu sefer neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışırsınız. Aslında bir şeyin yanlış gitmesine de gerek yoktur. Siz gittiniz ve geri geldiniz, şimdi de bunun için cezalandırılmanız lazımdır.Özellikle de başta terk eden taraf sizseniz, bu sefer ilişkiyi bitiren kendisi olmalıdır. Üstünlüğün sizde kalmasına izin veremez. Eğer terk eden taraf onlar ise durum yine çok farklı olmaz. Sonuçta sizi yine bırakabilir ve istediği zaman tekrar geri gelebilir. Bunun olmasına bir kere izin vermişseniz, neden bir daha vermeyesiniz ki? Dolayısıyla bir gün size tekrar ihtiyacı olduğunda sizi yeniden yanına çekebileceğini bilir. Üçüncü bir seçenek daha var: Sizi terk etmez. Sizi bir idealize etme, bir alaşağı etme arasında gidip gelen sürekli bir kısır döngünün içinde tutar. İşte en kötüsü de budur.

Burada kendime – kendimize karşı dürüst olma zamanımız geldi çünkü cevaplar çok dahoşuma gitmiyor Net

  • Yalnız kalmak istemeyebilirsiniz. Yalnız kalmaktansa duygusal istismarın olduğu ilişkiye boyun eğebilirsiniz.
  • Kendi egolarınızın kurbanı olabilirsiniz. Demek ki beni unutmamış, beni hala seviyor diyerek onun kötü davranışlarını görmezden gelebilirsiniz.
  • Gerçekten bir şeylerin değişeceğine inanıyor olabilirsiniz, o zamana kadar ilişki için verdiğiniz emeklerin boşa gideceğini kabullenmek istemeyebilirsiniz.
  • Haksızlığa uğradığınız için ondan umutsuzca bir özür bekleyebilir ve haksız olduğunu itiraf etmesini isteyebilirsiniz.
  • Yaşananları minimize etmeye, duygusal istismarı kafanızda aklamaya ve inkara devam edebilirsiniz. Bir manipülatör tarafından kullanıldığını kendine bile itiraf etmek oldukça zordur.
  • Ona karşı sorumluluk hissedebilirsiniz. Onu kurtarmaya veya iyileştirmeye çalışabilirsiniz. (Ne yazık ki bu mümkün değildir.)
  • Başka insanların ne söyleyeceğinden çekinebilirsiniz. Toksik ilişkilerde çoğu zaman istismar sadece evin içinde, gözlerden uzakta yaşanır. Bu nedenle en yakınlarınız bile ilişkinizde neler yaşadığınızı görmeyebilir veya sizi aşırı tepkiler vermekle itham edebilir. Başka insanların tepkilerinden korktuğunuz için veya ilişkideki kötü kişi gibi görünmek istemediğiniz için sessiz kalmayı seçebilirsiniz.

Hikayemizi Yeniden Yazacağımız Bir Yıl

Her yeni yıl gibi 2019 da hayatımızdan iyisi ve kötüsü ile gelip gidiyor evet yılın son Ayındayız kimlerin hayalleri tuttuğu dilekler gerçekleşti ?? 2020’ye girmeden önce kimler 2019 yılına dair neler biriktirdi ???

2019 sanırım yaşanmışlıklar ya da yaşanamamışlıklar ile bitti bitecek ve yepyeni bir yılı pırıl pırıl sayfa ile 2020 yi karşılayacağız . Giden yıla bize verdiği dersler için bize kattığı yeni deneyimle tecrübeler için hem kendi adıma teşekkür ediyorum 🙂 Hayatımızda ki tüm olumsuzlukları kötü bir şekilde yorumlamak ya da düşünmek yerine ” İyiki ” demekte fayda var , çünkü her olumsuzluk ya da yapılan her bir hata bizim biraz daha olgunlaşıp alacağımız he bir kararın meyvesini vermeye vesile olabilir 😉 Kötü düşünmeye gerek yok aksine her zaman iyi tarafından bakın 🙂 İçimizde zaten sevgi, bitmeyen bir enerji varsa zaten istesekte kötü düşünemeyiz.Bizler negatife değil pozitife odaklanalım hedef MUTLU OLMAK 🙂

Şimdiden yeni yıl heyecanı , telaşı herkesi vurmaya başlamış Buna kendimde dahil olmak üzere 🙂 Her ne kadar Aralık Ayının daha çok başında olsak bile sosyal medyada heryerde yeni yıl için içerikler paylaşımlar mesajlar dilekler UMUT DOLU 🙂 gökkuşağının büyüleyici etkisi ile gelecek mucizelere inanın 🙂 Geçenlerde kendi kendime bu sene bir dilek daha dilemicem hatta dümdüz giricem yeni yıla demiştim. ne yani hiçbirimi gerçeklemedi dileğin? diye soranları az çok duyar gibiyim 🙂 Tabiki de gerçekleşti ama bazıları;) bazıları ise sanırım daha zamanı değil diye kendisini askıya almış 🙂 Yani şunu diyorum NE DİLEDİĞİNİZE dikkat edin ! Hayat gerçekten mucizelerle dolu ya da değil tamamen bu sizin inanç meseleniz başka bir şey değil canlarım 🙂

Yazarlardan mı yoksa şarkılardan mı etkilendik bilmem lakin sürekli olmasa da olmadık zamanlarda kendini iyi hissettiren ”gitme ” isteği var içimizde bir yerde kabul edin 🙂

-sahil kasabaları

-balıkçı köyleri

-dağ başında ahşap evler

yalnız kalınabilecek gerektiğinde liman olacak okumak ,yazmak gibi ertelenen meşgalelerin yapılacağı yerler misal:) düşünsenize bir deniz manzarası olmasa da doğa manzaralı tek katlı bir evde oturduğunuzu şimdiden hayaller yapıldı hissedebiliyorum 🙂 yorumlara hayallerinizi yazıp benimle paylaşabilirsiniz belki merhem olabilir:)

Sahi ya hayallerimize ne oldu ? ya da hayallerimiz ile aramızda ne var ? düşlediklerimizi neden yapamıyoruz ? Yeni yıl yaklaşıyor hadi çekelim fişi sıfırlayalım her başlangıçlarda söylenir ya defterin kimin kirlettiği unutulur o beyaz sayfayı açalım geçmişin üzerine bir sünger çekelim .Karar verdikten sonra ne kadar sürer acaba bu gitmek ? Düşününce hayaller elle tutulur hale gelince olmuyor dimi? çünkü rahatımızı bozmuyoruz bozmaya yeltenmiyoruz konfor alanımızdan çıkacağız diye ödümüz patlıyor öyle değil mi itiraf edin 🙂

hani balık satacaktık ?

hani berjerde oturup kitap kahve yapacaktık

hani geceleyin doğanın sesini dinleyip huzur bulcaktık

olmuyor değil mi?

doğru sizde haklısınız ne kaçılıyor ne gidiliyor ….

gidemiyorsak o zaman farklı başlangıçlar yapalım !

çevremizi güzelleştirerek başlayalım işe ağaç dikelim çiçek ekelim mesela kornaya daha az basalım hatta hiç basmayalım güler yüzlü olalım daha samimi olalım farkında olarak keyifle inançla yapalım işlerimizi hatta hayallerimizi gerçekten isteyerek gerçekleşmesine sebep olalım hiçbir şey kusursuz değildir ama bizler kusursuz olmasına dikkat edelim ! mesela hayata ve insanlara saygılı olalım ama öncelikle kendimize !!!!!! öncelik sizsiniz bunu asla unutmayın !

yermeyelim ,Anlamadan dinlemeden yargılamayalım dinlemesin, bilelim kimseyi küçük düşürmeyelim kalp kırmayalım egomuza yenik düşüp kimseyi hayal kırıklığına uğratmayalım yeri geldiğinde ”hayır ” demesini bilelim bilmiyorsak öğrenmek için çaba gösterelim daha çok kitap okuyalım hatta——————————- bu boşluğa sizlerde kendi düşüncelerinizi aşağıda benimle paylaşabilirsiniz 🙂

Ama öncelik olarak 2019 yılının hesabını görüp kapatın derim. Sonra 2019’a bakıp ardından arkamızı dönüp yüzümüzü 2020’ye çevirelim güzel karşılayalım.

  • önce şükürlerimiz ile başlayalım benim size vereceğim şükürler aslında her birinizin yıllık hikayelerinde gizlidir.bunu yaparken tam olarak yapın bunu yaparken de lütfen doğru yapın.:)
  • Aşka düştünüz aşk ne güzel bir şeydir yahu :))) bu aşkı size lütfeden hayata şükredin sevilemediyseniz kalbiniz taştan olduğundan değildir eminim,sevmeyi başarabildiğinize sevginize sığınabildiğinize ya da onun için mücadele verebildiğinize gururlu ve mağrur durabildiğinize,kabullenmelerinizdeki olgunuluğunuza,acısını çektiyseniz ve bununla baş edebildiğinize şükredin güçlü olabildiğinize iradenize ve ruhunuza şükredin.
  • Dostlarınıza , ailenize , işinize , yaşadığınız şehirinize ve özellikle kendinize evrenin güzelliklerine teşekkür edin çünkü yürekten bir teşekkürü hakettiler koca bir yıl
  • Ve artık AFFEDİN ! 2019 sizin için kötü bir yıl olduysa bu yılı ve onu mükemmelleştiremeyen evreni affedin .! en başta kendiniz affedin . sonuçta kimse kusursuz değildir herkes hata yapabilir keşke diyorum topyekün bu 2019 yılını kırıldıklarımızı incindiklerimizi kapatacak bir karar alsa ”AFFEDİN ” diye ….kırgınlıklarımız ve duygusal anlamda bütün etkilerimiz 2020 yılında kapıdan içeri bizimle giremesin.

2020 yılında bu hatırlamalar devam edecek iyi düşünün ! 2019 yılı ile beraber geride neleri bırakmak istiyoruz ? isterseniz bunu bir kağıda yazarak yılın son gününde bu kağıdı yakarak sonsuzluğa uğurlayabilirsiniz bu tamamen size kalmış bunu bi ritüel olarak düşünün 🙂

Sırada 2019 yılı biterken “siz nasıl bir insansınız?”, bunu tanımlamak var (2019 yılında olan özellikler değil, bugün itibariyle sayabileceğiniz tüm özellikleriniz). Kişisel olarak iyi yönlerinizi sayın. İyi kalpliyim, güzelim, sağlıklıyım, güçlüyüm, iradeliyim, başarılıyım, şanslıyım, zenginim, sevilenim… gibi özelliklerinizi düşünün, canınız neleri istiyorsa.

2019 yılını bitirdiğimiz gibi 2020 yılını da daha başlamadan tasarlamak pek mümkün. Şöyle düşünün: koyabildiğiniz kadar istek, hayal ve beklenti koyun, en kötü 2020 yılın hesabında eksik bakiyeyi bir sonraki yıla devredersiniz:) Bu espriyi aslında çok inanarak ve gerçekçi olarak söylediğimi itiraf etmeliyim. 🙂 Çünkü hayal ve isteklerinizin olabilirliğini çok sorgulamayın; sorgulamalar o istek ve hayale inancınızı baltalar ve inançsız bir istek haline dönüştürür. Bu yüzden inancı zayıf istek ortaya koymaktansa hiç dilek tutmadan yaşayın derim, zira işe yaramayacaktır o dilekler. Esprideki gizli gerçekle rahat olun, en kötü bir sonraki yıla devredersiniz ama “hayatta her şey mümkün” ve “inanırsan olur” mottolarını iyi hissedin ve özümseyin. Nasıl ki bu yazıyı okumayı bitiremeden nefesin seni yarı yolda bırakabilecek kadar hayatın garantisi yoksa; ilk paragrafta dilediğin bir dileğin, son cümlemi okumadan evvel olması da ihtimal dahilindedir. İhtimallerle dolu hayata, inanarak dileyeceğin bir ihtimali koymaktan niye çekinesin ki; altı üstü istekle süslenmiş ve inançla tütsülenmiş bir ihtimal ekiyoruz toprağımıza. Bunu bu şekilde inanarak yapabilen, elbetteki böyle yapabilir. Önemli olan düşüneceğiniz, dileyeceğiniz şeylerin gerçekleşebileceğine ya da sizin bunları yapabileceğinize ve her şeyden önce hayatın sürprizlerle dolu olduğu gerçeği karşısında, her şeyin mümkün olduğuna, “ben dilek tutayım, gerçekleşebilir” düşüncesinde olmanın doğru olacağına inanın. Kendinize, hayata ve evrene, inandığınız tüm değerlere yeniden ve çok güçlü inanarak bir 2020 hayal edin.:)

Doğumla başlayan yaşam yolculuğumuz geçirdiğimiz her yıl ve aldığımız her yaş ile yeniden şekillenir. Tek başına çıktığımız bu yolculuk kader çizgimizin bizi götürdüğü yola göre değişim gösterir. ne yaparsak yapalım iyi ve kötü günler birbirini takip eder. Geride bıraktıklarımızla geleceğe yürürüz. Güzel günler çabuk geçsede acı günler iz bırakır yüreklerde.

Dilerim yeni yılda yaşayacağımız sağlıklı ve güzel günler çok olur inşallah Kader çizgimiz sizi ,beni güzel günlere götürsün.

Bakmakla kalmayıp, olanca netliğiyle ve samimiyetle gördüğümüz, gördüğümüzü sevdiğimiz, aradığımızı bulduğumuz bir sene diliyorum. Kendime ve hepimize… şİmdiden Mutlu Seneler 🎄🎄🎄🎄

Siz İşaretlere İnanıyor muydunuz

3-2-1 Kayıt… 

Ve Film başlıyor… 

Hiç düşündünüz mü,?

beyaz perdeye ya da sihirli kutuya düşmeden önce kim bilir ne sancılı dönemlerden geçiyordur gerçekliğin hayal gücüyle birleşimi… 

Bir bilet alıyoruz sadece ve misafirliğimiz başlıyor bir başkasının hayal gücüne, fikirlerine, yaşamlarına… İzliyoruz sadece kendi açımızdan yorumlayarak ve belki de hiç düşünmüyoruz tüm bu izlenenlerin aslında gerçeğin kendisi olduğunu… 

Bir film başlıyor ve ben izliyorum bir başıma ekran karşısında ya da düşünmekten izleyemiyorum belki de… İlgimi çekmiyor izlediğim filmin başrol oyuncusu ya da onun oyunculuğu… Sadece nasıl yazıldığını merak ediyorum senaryosunun; kurgusu nasıl olgunlaştı diye tahminler yürütüyorum, kimler vardı işin mutfak kısmında, kimler minik dokunuşlarla hayat verdi bu izlediğim filme diye düşünüyorum… 

İşaretlere inanır mısınız… Tesadüfler mi dersiniz yoksa siz onlara… 

Bir film başlıyor ekranda ve ben bu filmin bana bir şeyler anlatmaya çalıştığını hissediyorum… Sahneler değişiyor, roller sabit, inişli çıkışlı olaylar; simgeler, müzikler, diyaloglar… Hepsi el ele tutuşmuş da görmek istemediğim bir dünyayı göstermeye çalışıyorlar sanki bana… 

Sahi, inanıyor muydunuz siz işaretlere? 

Bir film düşlüyorum ve film bir anda benim çevremde şekillenmeye başlıyor. Tam önümde duran bir senaryo görüyorum. Oradan oraya koşuşturan insanların bir filme can vermeye çalıştıklarına şahit oluyorum. Sesimi çıkarmıyorum ve bir köşeden gözlemliyorum sadece tüm olanları ve olacakları… İnsanlar tanıyorum özlemini duyduğum türden, muhabbetler ediyorum son bulmasını istemediğim ve uyanmak istemediğim bir rüyada hissediyorum kendimi… 

Hızlı yaşamlar, kalabalık umutlar; sesler, sessizlikler, bakışlar ve kelimelere dökülmeden söylenmek istenenler… Özeniyorum belki de… 

Film mi? Merak mı ettiniz? 

Ünlü bir yazarın söyledikleriyle özetlenebilir belki de: “Bir kadın bakıyor pencereden. Mutsuz… Bir adam geçiyor karşı kaldırımdan. Umutsuz… Aşk, tam ortada duruyor. Adam bakıyor. Kadın ağlıyor. Aşk, geçip gidiyor…” 

Akıp giden zamana kaptırıyoruz aslında çoğu zaman kendimizi… Bu akıntıda sürüklenip giderken rüzgarlar gelip geçiyor hayatımızın tam orta yerinden ve hiç ummadığımız bir zamanda… Tam ayakta durmayı öğrendiğimiz sırada dengemizi bozuyor esen bir rüzgar, sonra da sanki hiç hayatımızın tam orta yerinden geçmemiş gibi başka diyarlara gidiyor başkalarına rüzgar olmak adına…. 

Ne diyorduk, tesadüflerden mi bahsediyorduk yoksa işaretler mi diyorduk… 

İnanıyor muydunuz siz işaretlere…. 

Evrenin bizlere gönderdiği ve çözmesi ince zeka gerektiren işaretlerden bahsediyorum… 

Benden size tavsiye, eğer bir gün evrenden size işaret göndermesini isteyecekseniz mutlaka ayrıntılı olarak bildirin bu isteğinizi… Zira evren bu konuda biraz yaramaz çocuk misali… 

Bir işaret istedim bir gün ben; sorun bende miydi yoksa isteme tarzımda bir hata mı vardı bilmiyorum ama işler tahmin edemeyeceğim kadar çok karıştı… 

Film mi? 

Bitmedi film… Ne izleyip bitirebildim, ne de sonunu öğrenebildim… 

Sonunun mutlu olacağını düşündüğüm sıralarda kulağıma fısıldanan mutsuz sonun sebebiyle mi bilmiyorum ama cesaret edemedim senaryonun son sayfasını açıp okumaya… Oysa ki tam önümde masanın ilerisinde duruyordu… Okuyabilirdim, öğrenebilirdim ama yapamadım… 

Kim bilir belki bir gün başından başlarım izlemeye ve öğrenirim bu sefer sonunu… 

İşaretler diyorum azizim, işaretler… 

Çok kafa karıştırıcılar… 

3-2-1 Kestik…

Kahraman mısın ? Yok sa Yolcumu ?

Bir Gün Krisnamurti şöyle demiş ölmeden yaşayamazsınız” ve Yaşamla ölümü birbirinden ayırdık ve ikisi arasındaki fasıla korkudur“. Yaşamın içinde ölüm, ölümün içinde yaşam.Yaşam boyu birçok yolculuğa çıkıyoruz, her bir yolculuk bizi bir başka bilinç aşamasına taşıyor. Bazen insan istemiyor değil, şöyle rutin, sakin kendi halinde yaşayıp gideyim:) Ama kahraman olmayı kabul ettiysen bu o kadar da kolay olmuyor, çağrılar başlıyor ve duyarsanda yolculuk.Çağrılar çok çeşitli şekillerde gelebiliyor, bir hastalık, bir kayıp, aldatılma, kendini çıkmazda hissetmek, uzun süre bir ikilemde kalmak ve karar verememek gibi…Muhtemelen tüm yaşam potansiyelimizi gerçekleştirmediğimiz için geliyor bu çağrılar, yani ben biraz böyle düşünüyorum canlar😀yanlış giden birşeyler olduğu için ve bu aşamada bilinçaltı çalışmaya başlıyor eğer cesaretimizi toparlarsak.

İşte tam da burda ejderhalardan korkup geriye çekilebiliriz ama korkmazsak çok sayıda yardımda  gelir mutlaka. Tesadüf olmayan tesadüfler, mucizeler bizimledir her an:)  Ejderhayı yenip korkularımızdan özgürleştiğimizde dönüştüğümüz ve ölmeden önce öldüğümüz ve yeni bir doğum için hazır olduğumuz noktadır.

İşte bu aşamada dünyada sergilemek için geldiğimiz belki o ana kadar hiç farkında olmadığımız bir yeteneğimiz ortaya çıkar ya da daha yoğun koşulsuz sevgi hissetmeye başlarız ya da daha yoğun bir birlik duygusu…Hepsi bu yani

Bakınız Joseph Campbell bu aşamayı yolculuğun en zor noktası olarak tanımlamış, “yeraltından yeryüzüne çıkabilir ama lütfu keşfedememiş olabilirsiniz” demiş.

Ölmeden önce ölmek ve yepyeni bir halle yeniden doğmak, sonra bu yeni halin mucizeleriyle buluşmak. Kahraman olarak doğmuşuz ama ben yola çıkmayacağım oturduğum yerde kalacağım demekte bize kalmış elbet. Her hal doğru, her hal iyi.

Kahraman olduğunu farkettiysen ve ejderhalarla savaşmayı, çok kan kaybedebiliyorsun, çok canın yanabiliyor ama dünyayı değiştirenler ve yeni dünya yaratanlarda kahramanlar oluyor:) İşte o zaman seninde bir öykün oluyor, mitolojide de hep bu hikayeler anlatılıyor..Joseph Campbell Kahramanın Yolculuiuğu’nda bunları anlatmış, ben çok basit kendi anladığım dilde anlatmaya çalıştım. Demiş ki Joseph Campbell “En önemli sorun yaşayacağınız maceraya gönülden bir evet deyip demeyeceğinizdir.” Maceraya evet diyenlerden olmak güzel:) Yol nefis….

%d blogcu bunu beğendi: