Denemeler

Yeni başlangıçlar yapmak için Pazartesiyi bekleme!!!

Mutluluk neydi? Nasıl bir şeydi? Maddiyat mıydı mutluluk? Yoksa aşk mıydı? Sevmek miydi? Mantık mıydı?

Bugün kahvemi içerken  bir araştırma yaptım‘mutluluk’ ile ilgili forum sitelerinde yazılanlara takıldı aklım niyeyse . Siteler en son ne zaman mutlu olduğunu hatırlamayanlar ile , mutlu olmak için hangi besinleri tüketmesi gerektiğini merak edenlerle, anlık mutluluk yaşayanlarla, hayatında hiç mutlu hissetmemiş insanların yazılarıyla doluydu. Sonra bir an ben bile ‘mutlu muyum acaba? diye kendimden şüphe ettim. Çünkü hayata hep toz pembe gözlüklerle bakıyorum ve hiç de pişman değilim. İstersen hadi gel birlikte düşünelim.Şuan yaşadığın problemi sürekli düşünmenin, hayatı kendine zehir etmenin ne faydası var, seni daha çok üzmekten başka? Bir an önce toparlanıp o soruna yanıt aramaktansa üzülmek ve büyütmek neye yarar? 2 sene öncesi. Yok yok daha yakın bir zaman dilimi olsun. 1 ay mesela. 1 ay öncesinde seni derinden etkilediğini sandığın şey şuan ne kadar umurunda?

Ben kendimi ne zaman mutsuz  hissetsem ilk önce hissedebildiğim için mutlu olurum. Şaka değil.  Çünkü hissedememek çok kötü bir duygu. Yaşadım, biliyorum. İkinci olarak dünya haritası açtım  ve o an bulunduğum konuma gittim. Daha sonrasında küçülte küçülte yaşadığım mahalleden, sokaklardan, bölgeden, şehirden, ülkeden, dünyadan uzaklaştım. Uzaklaştıkça farkettim ne kadar küçük olduğumu ve düşündüm. Eğer ben bu kadar küçük isem  evrende  sorunlarım ne kadar büyük olabilir ki ?

Ben bu  hayatta herkesin bir şeyle sınandığına inanıyorum. Mesala ben ”İyi-Kötü”olmak arasında  sınanıyorum kendimce. Bunu söylüyorum çünkü ; ben iyi  olduğum zamanlarda kaybettim ya da kazandım Bilmiyorum ,Kazanmak için illa kötü mü olmak gerek diye düşüyorum  hayır yani aklımdan geçen bu 🙂 O değil  ben zaten kötü olmayı beceremiyorum 😀 deneyim diyorum yok yani olmuyor  En büyük üzüntümdür bazen sevincim ama hep iyi ki diyorum 🙂 Hayal kırıkları bazen işe yarıyor çünkü olgunlaşıyor düşüncelerin sen olgunlaşıyorsun !!!

O yüzden hatırla! Senin için mutluluğun ne anlam ifade ettiğini, en son ne zaman mutlu olduğunu. Hatırla ki mutlu ol. Hatırla ki yaşadığın an’ın tadını çıkar. Akışına bırak biraz. Çok hırpalama, çok üzme kendini. Çünkü su her zaman akar ve yolunu bulur. Sorunlar çözülür, kötü günler unutulur, yerini iyi ve güzel şeylere bırakır..

O kadar konuştun be Kadın !   Peki senin için mutluluk nedir  diye sorarsanız eğer
Mutlu olmak bir seçimdir derim. Eğer mutlu olmayı seçersen gülümseyecek, kahkaha atacak sevinecek, teşekkür edecek çok daha fazla sebebin oluyor. Hayatın güzelleşiyor.Benim için mutluluk, yeni bir sabaha uyanabilmektir. Sağlıklı olabilmektir. Nefes alabilmektir mutluluk. Aradığın her an aileni bulabilmektir yanında. Birinin sizi üzmekten korktuğunu hissetmektir. Tam umutsuz hissettiğinizde gelen telefondur. Telefonun ucundaki sestir. Duygularına zarar vermesin diye mantığını ikinci plana atmayı başarabilmektir. 🙂 Mutluluk birlikte büyümektir ve ne olursa olsun yeni başlangıçlar yapmak için sayısızca kez deneme hakkın olduğunu bilmektir. Mutlu olmayı ertelemeyin!

Çünkü Yeni başlangıçlar yapmak için Pazartesiyi beklemek gerekmez. 🙂
Paulo Coelho-Simyacı

Reklamlar
Denemeler

Olabilitesine Olabilirlik

Öncelik olarak Youtube  ya da Spotify’i açıyoruz  

Zımbadan-karamsar Olmamak lazım’ı dinliyoruz 🙂  şarkı güzel olmasa zaten dinleyin demezdim ha ama istediğiniz bir şarkıyı da dinleyebilirsiniz size kalmış bir şey 🙂 Ama arka fonda bir şey çalsın ki okumanında keyfi olsun 😉

Uzun bir zaman toparlamak için ya da dağılmak için en komiği bence her ikisini de yapamamak 🙂Elbette hepimiz yorgunuz artık bakışlarımız anlatıyor sözcüğe çok da fazla gerek yok fotoğraflarımız asık suratlı bir çoğumuz artık anılarımızı ölümsüzleştiremiyoruz bile nedeni ise artık biz ölmüşüz. içimizdeki neşe sevinç bu kuramların hepsi bitti artık yaşayabilen nefes alabilen sayısı oldukça az.En güzeli de ne biliyor musun sevgili okur ? bunca olumsuzluğa rağmen hala hayatta kalabilmek işte bunu başarmak gerçek anlamda bir başarı<<<<
en azından bu marifetimizi başarı gibi görüp avunmalı mıyız 
🙂 ? bilemedim..Bunu da siz söyleyin bana :)Ne oldu diyorum yahu durup durup .. Ne oldu da şuan bu haldeyiz ? bu bir kehanet mi büyü mü ? neler var başımızda ya da daha neler yaşayabiliriz? açıkcası bir noktadan sonra insan öyle bir konuma geliyor ki daha fazlasını ne biz yaşarız ne de yaradan bize yaşatır… Kader elbet sorgulamak ne haddimize …peki sen hiç durup düşündün mü  sevgili okur? neden yüzünün gülmediğini neden artık hiç bir şeyin sana haz vermediğini ? Dolusun be olum ,kızım doluyuz işte!!!!! kalbinin ve beyninin her bir odacıklarını kendin zorla doldurmuşsun. ; Uğraşma artık işte hancılık sana göre değil ki bilirim yolculuğu da hiç sevmezsin. Geçerken uğrayan tüm sevgiler artık yatıya kalmış her yer insan kaynıyor. Duyamazsın tabi beyninin haykırışlarını içinden gelen sesi dinleyemezsin çünkü zaten çok kalabalıksın ve o kalabalık artık sessiz değil kendi aralarında fısıldaşıyorlar ve senin kendini duymanı engelliyorlar. Sürekli bişeyler soruyorlar sana beyninin tam içinden ve hep ihtimaller bırakıyorlar arkalarında.. Peki neden böyle yapmadın ? neden bunu seçmedin ? tekrar çıkarsa karşına yine aynı cümleler mi kurardın ? ya da yine aynı tepkiyi mi verirdin ? bu sorular beyninde döndüğü sürece dostum unutma ki mutsuzsun ve öyle de kalacaksın. Önceden durumu batırır sonra tavsiyelerde bulunurdum emin ol artık çözüm yolu bulmak bile imkansız hale geldi … Neden mi ? çünkü evet artık hepimiz yorulduk… bir ayrıcalığın yok artık benden yada bir başkasından sen de yoldasın onlarda varış noktan aynı da artık ya onlardan daha mutsuz hissediyorsan kendini…ki onlar bencilse  kendi iyilikleri adına sen hiç umurlarında bile olmadı isen… Ya da sen onları düşünürken bir nebze akıllarından geçmedi isen..peki gelelim şuna sen hiç kendinin “HİÇ” olma ihtimalini düşündün mü sevgili okur ? Merak etme artık kahkahaların bile hepsi sahte…gülümsemeler aldı başını gidiyor ama emin ol  hiç biri senin yüzündeki tebessüm kadar gerçekçi durmuyor. Ne olur biraz kendini toplasan tamam mutlu değilsin olamıyorsun belki ama en azından her şeye inat birazcık açsan yanaklarını ağzına soğuk hava değse zorla da olsa tebessüm etsen güldürmesen onları.. ve en önemlisi öldürmesen artık diyorum kendini…Bir su damlasının şeffaflığına bürünsen ya da bir ayna gibi yansıtsan onlara kendini ? Olmaz mı hiç mi oluru yok … Peki şuna ne dersin dostum Kendini bir fabrikanın üretim bandına benzetip her gün aynı şeyleri yapmaktan bile zevk almaya ne dersin Mesela bugün 2 dal eksik içiver sigaranı birşey kaybetmessin ya da bugünde o tekelin önünde durma uyuşturma beynini kaçma gerçeklerden hepsi 1 saat sonra yine seninle yine başbaşasınız.          Ve artık eğme başını kaçırma insanlardan bakışlarını cesurca dikil karşılarında artık gülmeyi de öğren tamam mı? doldurma artık kendini biraz rahatla..He bu arada Gülmeyi unutma olur mu ? şuan en çok buna ihtiyacımız var ve unutma dostum gülümsemek en çok sana yakışıyor.:))))”küçük işlerin insanlarına büyük sorumluluklar verince sonuç hep saçma sapan oluyor” lafının altına”gülümsemek bir anahtardır, hayatla dalga geçmeyi öğrenirsen, o seni hep gülümsetir” yazdım.Bunu yazmak beni daha da gülümsetti…:)))

Denemeler

Bir Hikaye İşte…!

Acaba diye düşündü Nereden  başlasa hikaye ye?

Başı var mı ki ?

Hikayelerin bir başı olurdu di mi?

Sonra heyecanlı bir girişi…

Kötü haber,

Bu hikayenin yok.

Bu bir ‘Hiç’lik’ hikayesi.

Olmamıştım hikayesi.

Olmayacak olanı  hayal edenin hiç hikayesi.

Çocukluğuna mı gitsek , kahraman kimdir bakılsa?

Hoş hikayenin kahramanı yoktu ki…

Dedim ya bir Hiçlik hikayesi bu.

Bir hikaye nasil mı hiç olur?

Kahraman bir hiçse  olur işte!

Peki , kahramanımız şarkılarda ki;

Meğer miş

Biraz üzülen var ya,

Ağlamayan gelenlere,

Ağlamayan bitenlere,

Ağlamayan üzenlere  , ihanet edenlere…

Nasılsa hiç ya!

Duyguları da hiç olmuş.

Yaşamında ki uyanışı ile başlamış Hiç’lik duygusu.

Ondan önce küçücük bir çocukken,çırpınmış ben buradayım diye.

Bu hayatta ben de varım,

Hayallerim , isteklerim var.

Ben de buradayım demiş.

Demiş te işte  duyan yok ki.

Yazık bilmeden hiç olduğunu,uyuduğu rüyayı gerçek zannediyormuş.

Minicik iken başlamış çilesi.

O mezara bakarken, dokunduğu soğuk elde hissettiği ile başlamış  hiçliği aslında.

Anlamamış o küçük kalbi.

Ufacıkken  canının yarısını toprağa verdiğinde bahanelerle avutmuş kendini.

Kâh acımış kendine ,kah gülmüş , tabi bu gülmekse tabi…

Acımak kendine;

Ne büyük bir günah , ağır bir miras olduğunu o zamanlar anlamamış.

Yıllarını böyle anlamsızca  harcayacağını bilememiş.

O soğuk elle dokunduğunda bilmem kaç yaş büyümüş, bilmem kaç yaş küçülmüş.

içine atmış garibim her şeyi.

Kolay değil tabii.

Sonra başlamış şarkı sözleri gibi yaşamaya hayatı.

3 çocuklu ailenin ortancasıymış.

Ortancalar arada kaynar ya…

O da kaynamış tabii.

Hatta kaynarken buhar olmuş uçmuş.

Uçtuğunu bilmeden yok olmuş.

Kahraman ya!

Bu hikayede önemli bir şey yaşamış olması lazım dimi?

Ama yaşamamış o.

Yaşamak icin var olduğunun bilinmesi lazım.

Nasıl bilinsin ki?

Hiç o.

O zaman demiş şarkılarda yaşayayım ben.

Gönlünde yaşamak var ya.

Ee doğmuş ama yaşamasın mı?

Hep beklemiş o.

Evde ki sırasını beklemek gibi.

Sevgiyi de beklemiş

Teşekkürü de beklemiş.

Geceleri uyuduğunda yıldızlardan babasının gelmesini de beklemiş.

işte öyle beklemiş, beklemiş.

Gün gelmiş beklediği gibi olmasada bir şey olmuş.

Yolda bir minik araba görmüş.

Parlak kırmızı.

Nasıl da parlıyor muş.

Sanki onu bekler gibi.

Sonra bir ışık çok büyük bir ışık ve bir ses ve sonra Hiç’lik duygusu içinde bütünlük hissetmiş.

Elinde kırmızı arabası  , asfaltta yatarken basından gelen sıcaklıkla rahatlamış…

Ona bakan gözler ve sesler içinde yok olmuş gitmiş  mendil satan kız

Zaten yoktu ki.

Ne bir kimlik,

Ne bir cisim.

Yoktu yok olup gidip var oldu tekrar …

Bu hikaye ne mi anlattı?

Hiç!

Hiç bir şey.

Ama belki sokakta yürürken gördüğün  o miniklere, hayvanlara,evsizlere ,yaşlılara,kimsesizlere ,derdi olana  belki gülümsersin de beklediği bir şeyi verirsin.

Ne olsa olur zaten o hep beklemede  , kader de de…

Genel

Yap İşte!

 

Yarın ölecek olsaydınız son yapmak istediğiniz şey ne olurdu?

Sınırsız zamanınız, paranız ve kaynağınız olsa ne yapmak isterdiniz?

Şu ana kadar en çok yapmak istediğiniz ancak henüz yapamadığınız şey nedir?

Gezmek istediğiniz ülkeler ve şehirler nereler?

En büyük hedefiniz ya da hayaliniz ne?

En çok görmek istediğiniz şey ne?

En çok başarmak istediğiniz şey ne?

En çok denemek istediğiniz ya da hissetmek istediğiniz şeyler neler?

Şahit olmak istediğiniz özel bir an var mı?

En çok öğrenmek ya da denemek istediğiniz aktiviteler ya da yetkinlikler neler?

Yapabileceğiniz en önemli şeyler neler?

Sevdiğiniz insanlarla, ailenizle, arkadaşlarınızla neler yapmak isterdiniz? Onlara neler söylemek isterdiniz?

Tanışmak istediğiniz özel birisi var mı?

Farklı alanlarda ne gibi şeyler başarmak isterdiniz? (sosyal konular, aşk, aile, kariyer, finans, sağlık…)

Hayatınızın anlamını bulabilmek için sahip olmanız gereken en önemli şey ne?

 

“Ölmeden önce yapılacaklar listesi” henüz hayattayken başarmak istediğiniz hedeflerinizin, kavuşmak istediğiniz hayallerinizin ve ölmeden önce denemek istediğiniz şeylerin bir listesidir.Günlük yaşamınızın içinde iş stresi, bir yere yetişme telaşı ya da üst üste binmiş sorumluluklarınız sebebiyle kendi hedeflerinizi ve hayallerinizi gerçekleştirmek için yeterli zaman bulamıyor olabilirsiniz. Zaman gelip geçerken, her günün sonunda “bugün kendim için kayda değer ne yaptım” diye sorduğunuzda genellikle bir cevap alamazsınız. Son 2-3 ay içinde kendiniz için gerçekten istediğiniz ne yaptınız? Önümüzdeki 2-3 ay için neler yapmayı planlıyorsunuz? Geçmişte yaptığınız ve gelecekte yapmayı planladığınız şeyleri düşünün. Bugün ölecek olsanız, bu şeyler sizin için gerçekten bir anlam ifade eder miydi?

“Ölmeden önce yapılacaklar listesi” sizi bu çerçevenin dışına taşır. Ne kadar ulaşılmaz, büyük ya da imkânsız olsa da bunlar sizin kendiniz için yapmak istediğiniz, kendi istekleriniz doğrultusunda oluşturduğunuz maddelerdir.Bu liste, hayatınız boyunca yapmış olduğunuz tüm planlarda altı çizili olan ve sizin için gerçekten büyük bir anlam ifade eden şeylerden oluşur.“Ölmeden önce yapılacaklar” listesi zamana karşı girilmiş bir yarış ya da ölüm korkusunu yenmek için yapılan bir avunma listesinden çok daha fazlasıdır. Fiziksel olarak yaşıyor olmamız, evrende var olmamızın tek sebebi ya da göstergesi değildir.

Şimdi elinize bomboş bir kağıt alın ya da bilgisayarınızda yeni bir doküman oluşturun. Yazmaya başladığınızda, yukarıdaki soruları okuduğunuzda aklınıza gelenleri bir düşünün derim ve eminim çok güzel hatta ilham verici listeler ortaya çıkacaktır 🙂

Huzurlu Geceler Olsun Hepimize 🙂

Denemeler

Okyanus

Bence Biz madde alemde gezinip duran ruhlarız. Kendimizden önce nesillerce heba olan et ve çeliği hesaba katmadan, bu  an’ın bize getirdiği ile oyalanır dururuz. Şiddetli gelişim öylesine vahim bir olgu ki onun gerçekten olmadığını söylemek ermiş işi. Yani olaylar gerçekleşir ve önümüze gelir; benliğimiz bu gerçekliği kavramak için öylesine isteklidir ki… Sanki tedbir edecek başka varlık yoktur alemi bizden başka. Olaya yakınlaşmalı, çözmeli ve ona muhakkak tesir etmeliyiz.

Yerinde duran şeylerin ismini biliriz. Kayalar, ağaçlar veya… Bizler yerinde durmakla ancak cezanın en büyüğünü yeriz. Yerimizde saymak yasak bize. Ya şövalyeler gibi savaşacağız veya öğrenecek,  öğreteceğiz. İnsan bilinci ve bedeni, yerinde saymayı ceza kabul eder. Canınız sıkılır ve ayaklarınız durmaktan yorulur. Sonra kalkmak istersiniz. Bela ile dolu olsa bile, bu alemin canına, umudunuzu, hediyelerinizi bulmak için dalarsınız. En çirkin bile umutludur, aynı güneşi paylaştığı diğer şanslıların rızkından kazanmak için. Umut ölüleri yatağından kaldırır. Tanrı eğer ölülerin üzerine biraz olsun umut serpse, o halde mezarlıklardan çürümüş etleri ve kemikleri ile ayrılırdı onlar. bir nefes daha; umuduma erişebilmek için bir dakika daha derlerdi.

AH bu güzel hayat! Neden cehennemlerden biçildiğini söylemiyorsun insanlara. Bu örtün, bizi her daim kandırmakta. O güzel güneşin ve ay’ın; muhteşem çayırların ve sevgi serpilmiş her bir yanın… Hangi er, şelalelerine bakarken bu yaşam kötü der, hangi kadın binbir cümbüşlü renklerini gördüğünde onları tenine sürünmek, giyinmek istemez. Hangi köpek yanıbaşına atılan taze eti kemirirken, bu ziyafeti unutmak ister. İsteriz her birşeyini. Ve ararız bu nimetlerin kaynaklarını. Yağmurları ve tatlı rüzgarları… Buldukça da gökyüzüne tekrar bakar ve yenisini dileriz. Sonra yine arayış, sonra yine yol… O kadar şekil değiştirir ki renklerin ve nimetlerin; her birini tatmaya ömür yetmez. İşte bu bize umut verir. Ruhlarımız göğsümüzden çıkacak gibi olur seni sonsuzca keşfetmek için.

Okyanuslar oluklara doluşan yağmur damlalarıdır. Hayat denizi ise durmakla cezalandırılmış ruhların büyük iştiyak ve umutla daldığı bir denizdir.

Tıpkı tatlı suların tuzlu sulardan ayrıştığı gibi ayrışır insanoğlu bu denizde. Her insan, iç içe geçmeden kendi müstakil alanında savaşır durur. Her biri payına düşeni arar durur. Doymak bilmeden bu tatlı cümbüşü sindirmek ister bir ömür boyu…Tuhaf cidden çok tuhaf

Denemeler

Hayat ve Zıtlıklar

Selamlar😁💁🏼‍♀️

Şu saçma sapan yeni yıl telaşlarınız heyecanlarınız bitti ise artık özünüze dönebilirsiniz 😄 yani dün dündü bugün bugün dostlar sakin olun yani her şey normale döndü uyanın Ahhh şu yeniyıla dair beklentiler yok mu gelde çıldırma 🤭😝

Nedemiş bilir kişi okur kişi yazan kişi😄

Hayat zıtlıklar ile dolu. Her şeyin bir zıttı bir karşıtı var. Etrafınıza bakın mesela. Güzelliklerin içinde çirkinlikler, iyi insanların içinde kötü insanlar. Beyazın karşısında siyah var mesela, ya da gecenin gündüzü var. Mutluluk var üzüntü var. Hiç düşündünüz mü neden böyle? Neden hemen hemen her şeyin bir karşıtı var? Ya da zıtlıklar olmasaydı ne olurdu? Ben biraz kafa yormuştum bu sorulara. Geçen bir arkadaşım ile yaptığım konuşmadan bu yazıyı yazmak istedim. Zıtlıkların olmasının bir amacı var değil mi?

Mesela, ”iyi” nin karşısında ”kötü” olmasaydı ne olurdu? Herkes iyi olsa. Hiç kötülük olmasa. Böyle düşününce ”çok daha güzel olurdu” diye geçer aklımızdan. benim de ilk önce öyle geçti. Ama sonra düşündüm. Hiç de güzel olmazdı. Her şey iyi olsaydı eğer, iyinin değerini anlayamazdık. Her şey monoton bir iyilik ile devam ederdi. ”Kötü” kavramı olmadığı için ”iyi” kavramı değersiz, monoton gündelik bir şey olurdu. Kimseyi bir birinden ayırt edemezdik. Hiç kimsenin bir özelliği kalmazdı değil mi?

Ya da gece ve gündüzden birisi olmasaydı? Gecenin olmadığı bir dünya hayal edin. Her gün gündüz. Karanlık yok. Gündüzleri uyumak zordur değil mi? Uyumakta zorluk çekerdik. Geceleyin ay’ı izleme lüksünden mahrum kalırdık. Yıldızlar da olmazdı keza. Sevgilimiz ile oturup yıldızları seyredemezdik. Tam tersi olsa, sadece gece. Her şey karanlık olurdu. İçiniz daralmaz mıydı karanlıktan? Ne kadar geceyi aydınlatmaya çalışsanız da aydınlığa hasret kalırdık. Güneşin doğuşunu batışını izlemek ne kadar güzeldir. Bundan da mahrum kalırdık.

Ya da hep mutlu kalsaydık. Üzüntü kavramı olmasa, her şey bizi mutlu etse. Yine aynı monotonluk hakim olurdu. Mutlu ol mutlu ol sıkılırdık bir süre sonra. Bir şeylerin eksik olduğunu düşünürdük sanırım.Ya da tam tersi olsa hiç mutlu olamasaydık, kederden ölürdük herhalde.

Demek istediğim o ki; yaşamımızdaki tüm zıtlıklar bizim için var. Hangisi olursa olsun… Hepsi karşıtının değerini bilmemiz için var. Kötülüğün olmadığı bir yerde iyiliği nasıl ayırt edebiliriz ki? Kötü var ki, iyinin değerini biliyoruz. Üzüldüğümüz zaman da mutluluğun değerini biliyoruz. Mutlu olabilmek için çabalıyoruz. Emek harcıyoruz. Bir şeyler daha güzel hissediliyor değil mi o zaman? O yüzden yapmamız gereken, her kötü kavramın sonunda iyiliğin ardından geleceğini bilmek. Her gecenin ardından gündüzün geleceğini bilip rahatlamak gerek. Her sıkıntının ardından feraha ulaşacağımızı düşünmek gerek. O zaman hayatımız daha da anlamlı olur ve daha da yaşanılır hale gelir sanırım.🙏🏻😬😊

Denemeler

Yokluğun Şarkısında Dans Edebilmek

Düş döşenmiş Arnavut kaldırımlarında yağmurlu bir bahar dansı bu. Kimsesiz, tek başınıza. Bugün tüm dünya yürürken dans ederlerin. Müziğin sesini duyamayanlar, dans edenleri deli sanıyor demişti ünlü düşünür. Dans etmenin tadına varamamış biriyle hayata dair konuşamam, deli der bana ve küser yüreğim. Kaybedip kazandığımızı bilmediğimiz yollarda yürümek gibi biraz, biraz aşk gibi, biraz hüzün. Ben şimdi bir şarkıyım adı aklınıza gelmediği halde kafanızın içinde çalan. En umutsuz duyguyum belki yüreğinizin derinine gizlediğiniz. Görünmeyenim belki  duyulmayanım. Ben yokluğun şarkısında dans eden varlığım.

Sessiz çığlıklarımla çalkalanan körfezde yelken açıyor bir gemi. Gözden kaybolmadan kim bilir hangi ağır kayıpları yüklemiş, düşünülüyor. Batmadan boğulmadan kaç şehir gezmek gerekir üşüttüğünü bildin mi yalnızlığın da. Dolu dolu yaşamak mümkün mü kalbiniz boşsa veya boğulmak derin sularda ve sonra unutmak. Diline düşen sözcüklerin, tuşlara hükmüyle, ben de yerimi alırım. Bir köşe de bekleyen, pabuçlarım, en sevdiğim giysilerim ve içi görünmeyen gülümsemem ile işte buradayım.

Kimseler görmesin beni bulutlar dokunabilir saçlarıma. Hayat yolunun engebelerine karşı mırıldandığım gizli sözcüklerimi kimseler duymasa da ben size eşlik ederim. Bedenimde bir erkeğin gücü ile bir kadının zerafeti bütünleşsin yeri geldi mi talan etsin derinlerdeki karmaşayı ve sizinle yumruk yumruğa kavga etsin gerçeği bulmak için, yeri geldi mi dinginlikle baksın gözlerinize. Ümit vaat eden tılsımlı cümleler zinciriyle hemen yanınızdayım. Mi ile ağlar, Fa ile gülerim belki ama sekiz ses güzeliyle size refakat ederim. Yosunların’dan kurtulmaya çalışan şu deniz dibi kayalara benzetiyorum kendimi ve sizi. Yüzlerimiz denize dönüktür bizim.Dinleyerek okumak, dinlenerek çalışmak gibi bir deniz kıyısında; okudukça okuyasın durdukça çalışasın geliyor. Kahvenin kokusuna karışan duygular, buharla bir olup ezgilerde dans ediyor, görün. Bir ben gerek, her defasında yeniden doğuyor. Gözlerimde; orada yepyeni bir ben, bulunmayan bir kitapta hikayenin içinde bambaşka bir şarkıyla durmadan dans ediyor. Çünkü makamına göre ayarlarım adımlarımı. Ara nağmeler de hafifçe anılsa da eskiler, taksimler de can bulur yüreğim. Gülerim.

Notalarınız ile  tasvir ederken sevdalarınız ise dans eder, bahar olur, çiçekler açarım. Her bakışı yakalar, rakkaseye yakışan arz-ı endam ile yansıyarak geri dönerim ve savrulan eteklerimle, gam-ı uzak ederim. Asıl gerçeğimiz hiç söylemediklerimizde, neden hep gecikiyoruz birbirimize. Aynaları kıralım önce kendimize katlanmayı öğrenelim, sonra geç kalmayız ve yalan söylemeyiz birbirimize. Hüzzam makamlarının burukluğunu yaşatmayın yüreğinize, rast makamının doğruluğunda, ara taksimlerle süzüldüğü an da hicazkâr makamına, zarafetimle göz doldurur, sizi gülümsetirim.

Sözcüklerimiz ve tereddütlerimiz ve kırık, örselenmiş yüreklerimizle hayatın bize verdiği kronik ağrıdan sıyrılma çabasında ki körpe kalplerimizle yorgun gecelerin ucuna bağlanan yeni umutlarımızla beşikten tabuta sürecek bir dans. Nağmelerin ipeksi akışkanlığında, bu yolculukta sizin ezgilerinizle süzülür, ağır-aksak yekinmelerle hep yanı başınızda olurum. Siz yeter ki nefesinizle ve dokunuşunuzla hayat verin notalarıma.

Benim hayatımsa bu; siz sadece müziği çalarsınız, ben hepimiz için dans ederim.

Dansın sonunda ayağımıza basanları affedebilecek miyiz veya ayağına bastıklarımızdan özür dileyebilecek miyiz? Bırakın bu beylik lafları.

Şimdi kendinize bir iyilik yapın:

DANS EDİN!

Sanki seni hiç kimse izlemiyormuş gibi.

SEVİN!

Sanki önceden hiç incinmemiş gibi.

VE AVAZINIZIN ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRARAK ŞARKI SÖYLEYİN!

Çünkü dünya böyle daha güzel.

Siz müzik olun, ben dans ederim!