Denemeler

Hoş Gelecek Misin 2019?

 En erken yeni yıl yazısı dedikleri bu olmalı heralde 🙂 Aklımdan ve yüreğimden geçenler şuan  bu yazıyı yazmama engel olmasın istedim aslında hepsi bu 🙂 Başlarken söylemeliyim, bu yeni yıl yazısı her senekinden farklı olacak.
Adettendir yeni yıl gelir başlarız yeni hayallere yeni telaşlara. Yeni kararlar alır yeniden başlarız kendimizce hayata. Adı yeni bile yenilenme hissi uyandırır bizde yeni yıl. Aslında aynı devam eden günlerimize adı yeni olan sihirli bir el dokunmuyor malesef. :))))

Bu çok geç kalınmış ama her sene her sene birikmiş bir yaşta 29 olmanın güç ve büyüklüğüyle sana haddini bildirmek üzere yazılmış bir yazıdır.
HEY SEN yeni yıl ayağını denk al!!!! Birazdan yazacaklarımı okuduğunda gözüne yumruk yemiş gibi olacaksın. Bacadan giren Noel baba  denilen efendi poposuna bi odun yiyecek, geyikler midir nedir karda kızak kaydırırken aslanlara yem olacak. Bu sene maymun gözünü açtı arkadaşım. Yok öyle aval aval seni beklemeler. 😀


Beni dakika bir gol bir bir yaş daha eskiterek mi yeni yıl oluyorsun 😀 eskiden tekrar 18 oluyum, yok üniversiteye tekrar gidiyim, yok evleniyim, yok anne oluyum derken seni bekledim de artık bi dur yani. Önceleri keyifli geliyordu fakat bi “noluyoruz yani” dedirttin bana en son. Aldırdın başımı gidiyorsun. Farkında mısın bilmiyorum ama nerdeyse 30 yapacaksın beni. Senin benden zamanımı hayatımı çalan, yaşımı bir daha artıran boş bir zaman diliminden başka birşey olmadığını aha da bu 29. yaşımda öğrenmiş bulunuyorum.:D 
Bu 29 u sana inat bak nasıl geçiriyorum:D
neyseki bu gidişe bir dur deme vaktinin gelip de geçtiğini farkedebildim.:D:D Bu kadar güldükten sonra biraz ciddileşelim 🙂

diyeceğim şu ki : İnsanoğlu hep umut arayışı içinde. Umutlarını yeni bir güne, olaya, olguya bağlamak da isteklerimize, umutlarımıza koyduğumuz en büyük çizgi. Mesela günü kötü geçen biri “Yarın her şey güzel olsun”dilekleriyle başını yastığa koyar. O andan itibaren başlamaz dileği çünkü zaman bize fırsat veriyorsa biz de zamana bir şeyleri onarması için hem de kendimizi dinlendirmek için süre belirleyerek umut bağlarız. İyi insanlar olduğumuz buradan belli aslında 🙂

Zaman hayatımızı saatlere, günlere, aylara, yıllara bölerken bize aslında umudumuzu için çizeceğimiz sınırların neler olduğunu belirlemiş ve seçimi bırakmıştır. Her yıl kimsenin itiraz edemeyeceği, rutin olarak, istemsizce dileklerimizi bağladığımız en belirgin zaman ise yeni yıl! Yeni yıl teorik anlamda takvimin değişmesinden ibaret olsa da bizler bilinçaltımızla manevi anlamlar yüklemeyi çok severiz yeni yıla. Yeni yıl demek çoğu insan için eğlenceden, tatilden ve alışıla gelmişlikten ibaret de olsa evinde mandalina yiyen, pijamalarıyla televizyon izleyen, o günü umursamıyorum diyen insanlar için de anlam içerir:)))

Hani denir ya yeni yıla nasıl gireceksin diye. Yok efendim nasıl girersen öyle devam edermiş.

          Yeni Yıl Umuttur 🙂  Bir önceki yıl yapılamayanlara hüzün ama aynı zamanda yapılması istenilenlere sessizce gönderilmiş enerjidir.


.
Yeni Yıl aslında kendimize sorduğumuz ve cevabını alsak da hep aksilik çıkacak en belirgin sorudur. Bir ay öncesinden planlar yapılır. Hatta birine söz verilir ve söz verildiği andan itibaren Murphy’ye rahmet dilercesine bir çok yerden “Keşke söz vermeseydin birlikte kutlardık” cümlesi duyulur. Yeni yıla yaklaşıldıkça planlar, rezervasyonlar yavaş yavaş nedenli veya nedensiz fark etmeksizin iptal olmaya başlar. Planları iptal olduğu için afallayan şahıs kendisini ve günü kurtarmak adına “Birlikte kutlardık” diyen kişilere yönelir. Ama o da ne? Herkes planını yapmış. Yani herkes bir yerlere eğlenmeye gidecek ve size haber verilmeyecek. Ne acı değil mi?
Bu yeni yılın uğursuz olacağının sinyali değildir. Gelirken sana bak bu plan yaptığın kişiden uzak dur, yarı yolda kalırsın diyerek ilk iyiliğini yapma şeklidir. Ama o anki ruh haliyle isyanlar, şimdiden başladık kötü bir yıl geçirmeye demeler, yeni yıla yalnız gireceğim diye ağlamalar başlar. Sorun bu değil ki. Asıl mesele yeni yılın bize yalnız gelmemesi. Eğer yeni yıl bana kuru kuru bir ön kutlama gösterip arkasından umutlarımı getirmeyecekse, en lüks mekanda extreme eğlencelerle benim ona gitmemin anlamı yok. O bana neşeyle gelsin evimde uyusam da. O beni düşünsün. Önemli olan yeni yıl bana yalnız gelmekten çekinsin.


Yeni yıldaki hedefler ve beklentiler aslında değişim isteğidir. Değişimin ilk adımı ise değişime bağlılıktır. Tek bir sözden ibaret temenniler, değişimi getirmez. Değişim için ona bağlanmak gerekir. Değiştiğimiz de muhakkak karşımıza sorunlar çıkar. Çünkü her değişimin yararı kadar zararları da vardır. Değişmemenin de zararları olduğu kadar, yararları vardır. Örneğin sorunlu bir ilişkinizi bitirdiğinizde rahatlarsınız ama yalnızlığın verdiği acı da karşımıza dikilir.İşte buradaki temel soru; Değişim sonucu karşımıza çıkan sorunlarla başa çıkma stratejimiz var mı? Bu sorunları yeni yıl halletmez, biz halledeceğiz. Bu nedenle yeni yılda “ben şunu yapacağım…” derken, karşılaşacağımız sorun için çözüm planımızın da hazır olması gerekir.
Şeytan Bunun Neresinde?
Müslüman ve batılılaşan bir toplum olduğumuz için her yıl başında yeni yıl kutlamak günah mı? isimli mesajlar alır, söylemler dinleriz. Yeni yılı sadece din kalıbı görmekle ilgiyi konuya değinmek istemiyorum. Söylemek istediğim şey sadece şu: Bizler umut bağladığımız için yeni yıl güzel. Takvimin değişmesine rağmen hala hayatta olduğumuz için, daha canlı, daha heyecanlı ilerlemek istediğimiz için; umutlarımızı canlı tutacak bir zaman çizgisine ihtiyacımız olduğu için güzel. Koskoca bir yılı yorgun bitirsek de güzelliklerle Şebnem Ferah’ın dediği gibi yeni yıla “Sil Baştan” gitmenin, solan yapraklarımızı yeşertmenin hiçbir noktasında art niye göremiyorum ben 🙂

Bu yıl bizlere … Evet, bu yıl başta hepimize  sağlık versin, huzur versin, sevgi versin, para versin, başarı versin… Liste uzar gider. Çünkü her insanın dileği farklıdır. Hastanede iyileşmeyi bekleyen adamın isteği Santa Hat takıp sokakta “Happy New Year” diye bağırmak değil yeni yıl da sağlığına kavuşarak bir sonraki yılı hastane dışında karşılamaktır. Huzurunu kaybetmiş bir ruh için öncelik yeni yılın huzur getirmesidir. Daha doğrusu huzurunu çalıp götüren şeyi yeniden kendine vermesidir. Sevgilisinden ayrılıp huzurunu da bitmiş bir aşkla birlikte gönderen kadının yeni yıldan dileği ekstra kalıcı pahalı bir kırmızı ruj değil, ekstra kalıcı ve huzurlu bir aşktır. Tamam, kırmızı ruju hep isteriz; özellikle yeni yılda ama bu kendimizi iyi hissetmek için kullandığımız bir araçtır, amaç değil 🙂

Hoş Gel Yeni Yıl
Lütfen güzelliklerle gel. İyiliğe, bencillikten arınmış, başarılarla, sevgiyle dolu dünyaya o kadar çok ihtiyacımız var ki…

Hoş gel lütfen. Hasta yataklarında sağlık dileyenlere şifanla gel.
Hoş gel lütfen. Kalbi kırılanlara yara bandı ol.
Hoş gel lütfen. Gözü bencillikle sarılmış merhamet olanlara güneşin öyle bi doğsun ki perdelerini isteyerek açsınlar.

Hoş gel lütfen. !!! Hoş gel ki geri sayım yaparken o an hissedelim güzel şeyler olacağını. Ertesi güne karamsarlıkla değil güzelliklerle uyanacağımızı bilerek uyuyalım.
Hoş gel yeni yıl, umutlarımızı bağladığımız tarih bizi üzmesin. Biz sana yalnız gelsek de, seni binbir üzüntümüzle karşılasak da sen bize hoş gel.
Sen hoş gel, söz veriyoruz gerisini biz halledeceğiz.
Şimdi bu iyi dilek fenerlerini kalplerinden sana doğru uçuran insanları üzecek misin, yoksa hoş gelecek misin 2019?

Tüm kalbimizle güzelliklerini bekliyoruz. Bizce hoş gelmelisin 🙂

 

Reklamlar
Denemeler

Günden Güne Eriyen İlişkiler

Nasıl giriş yapacacağımı bilemediğim yazılardan birisi daha. Bu Hafta’nın  bok gibi geçmesine sebep olan  bir olay yaşadım 🙂 Ayrıntılara girmek gibi niyetim yok birazdan zaten hepiniz neden olduğunu anlayacaksınız diye umut ediyorum:D gülüyorum çünkü ciddi anlamda şaşırtıcı ve sinir bozucu bir durum . Bunları hepimiz çoktan aştık gerçi ama ne yazık ki biz insanlar içimizde biriken bu öfkeyi ya susarak ya çığlık atarak ya da yazarak atıyoruz 😀 Ben şuan iç sesimin bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak bu sayfayı kirletmeye karar verdim 😀 Deneme kategorisine eklediğime bakmayın biraz gözlem ,biraz düşünce paylaşımı biraz da isyanın ötesinde olan bir şey değil tamamen ”Bensel”yani 🙂 Ozaman başlıyorum 😀

   
Eskiden flört dönemi denilince akla ; önce kahve içilir, ertesi gün yemek yenir, sonra sinemaya falan gidilirdi. Masumane şeyler olurdu kısacası. Zaman sindirilerek yaşanırdı ve bu da birbirini tanıma isteğini ve heyecanı arttırırdı. Şimdi ise daha görüşmeye fırsat bulamadan,ya da fırsat bulunduktan 24 saat sonra  internet ortamında tükeniyor.:D 
önceleri kapalı bir toplumduk. Toplumumuz özünde art niyeti, fesat düşünceyi ve dedikoduyu çok sever. Adın çıkardı, belki de doğrusu budur; evleneceğin kişiyi ilk defa düğününde ya da bir kafe ortamında görmek? vs ( gerçi hala bu böyle ilerliyor )  Şimdilerde de nedenini bilmediğim bir ego içerisindeyiz. Biriyle tanışmak istersen muhakkak ona asılıyorsun. Asılmak ne demek lan hem?
Reklamların, dizilerin, filmlerin ve ya reel ortamlarda yaşananların  etkisinde kalıyorsunuz yoksa o kadar salak mısınız dış görünüş ile aşık olabiliyorsunuz?

Bence kesin Gerizekalısınız 😀

Aklınıza gelen her türlü çifte ya da yeni bir ilişkiye başlayacak olan çiftlere eylemim . Aslında bunu  sadece “manita lazım bunlara” demeniz için demiyorum, arkadaş ortamı denen o bok çukuru da buna dahil. millet “yakın arkadaşım” dedikleri insanların yaptıklarını anlattıkça ben oha hatta OHA ! diyorum.
Ülkede hâlâ karşıt cinslerin arkadaşlığını “ateşle barut yan yana durmaz” mantığı ile yaklaşılıyor. İnsaf ulan sene 2018 olacak bize 2019 😀 Geldik zurnanın zırt dediği, dananın kuyruğunun koptuğu yere. Baştan söyleyeyim iğrençsiniz ve sizlere sağlam hakaret edicem, götü yemeyen okumasın.:D:D:D:D:D Öncelikle neden sevgilinizin olmasını; yapılacaklar listenizde, hayat amaçlarınız da neden ilk sıraya koyuyorsunuz lan? Neden illaki bir sevgiliniz, manitanız olmak zorunda? Yaşayamıyor musunuz tek başınıza? 

Anlamıyorum hayatlarımızdan çıkmak için mi bu hunharca çaba nedir bu yani  ? bir ego mu kendini beğenmişlik mi ? Yok yok bu basbaya sahtelik !! Birisi bana bunu açıklasın susucam valla:D  Maskesini sonradan düşüren bir sahtelik ! Madem öyle neden söyle o zaman en başından göster kendini ne diye okadar  zaman kendin olmayan bir maskenin arkasına sığınıyorsun kasmayın bukadar rahat olun belki olduğunuz gibi davranırsanız sizi sevme ihtimalimiz daha cok artar ama nerede hey yavrum hey…Günümüz ilişkileri vallahi çok vasat durumda ….İnsanın ilgilenecek başka şeyler araması, kendisiyle başa çıkamadığının göstergesidir benim gözümde. Güçsüzsünüz hocam kabul edin , siz başkası olmadan bütün olamıyorsunuz. Bunu yüz yıllardır romantiklik, duygusallık olarak değerlendirdiniz. Yanlış bence, siz olgunlaşmamanıza/pişmemenize kılıf uydurdunuz.Hatta inanıyorum ki çoğunuz sevmediniz, takıntı haline getirdiniz ilişkiyi. Karşınızdakinizin benliğini üzerinize aldığınızı, sadece sizin olduğunu ve başka kimsenin etkileşemeyeceğini duyurmak istediniz herkese. Bunun adına da kıskanmak dediniz. Seven kıskanır dediniz, birbirinizin hayatının içine sıçtınız. ettiniz elinize yüzünüze batırdınız 

O kadar bencil, o kadar sığsınız ki sadece bana ihtiyacı var, ben ona yeterim diye düşünebiliyorsunuz, ve buna inanıyorsunuz.Dizilerde, filmlerde gördüğünüz sarılmaları öpüşmeli sahneleri canlandırmak için figüranlar aradınız. Şöyle sarılan birisi olsun dediniz, sarılan kişi önemli değildi. Yeter ki eli yüzü düzgün olsun ve “öyle” sarılsın.Anlamıyorum, gerçekten. Manitanız olduğunda toplumda statünüz mü artıyor? Olmadığında aşağılanıyor musunuz? Dışlanıyor musunuz arkadaş grubunuz tarafından? Mal mısınız? Yoksa o kadar boş musunuz…Kişiler kendilerine iki dakikalık zevk için madde arıyorlar. Birbirlerini kullanıp, kendini de kullandırıp atıyorlar pişmanlık köşesine. Adına aşk diyerek kendilerinden daha çok aşkı kirletiyorlar. Aşkı ne güzel tariflemiş Sinan Yağmur Hüzün Yanığı kitabında:”Aşk sevip de gidemediğin şehir gibi. Sen benim bütün tabelaları çıkmaz sokak yazılı sevda şehrimdin.” Bu kitabını imzalattığımda şöyle yazmıştı kendileri:”Her köz ateş, her kadın gönlüne güneş olmaz. Önce Yan”


Kısacası, toplumumuz gereği bu eeee sosyal ihtiyacımı  karşılayamıyorum. Çünkü her tanışmak istediğim insana asılıyor oluyorum, eh zaten durumu böyle anlayanla da yani bu mentalitede birisiylede arkadaş olmak istemem istemeyiz 😀



    

Denemeler

Sevgi’nin En Taze Evrimselleş miş Hali

Ne haber sevgili blogcuk

Gel bak sana ne anlatcağım; gerçi sen yine burnumun dikine yürü ya kulum diye gittiğim için biraz kızacaksın ama olsun beni biliyorsun severim lafımı esirgememeyi 😀

söz bak az olacak öz olacak ^^

Sevdasını her daim dilinde taşıyan kitlenin imamelik makamında raks etmesi aslında ötmeyen kuşları sevenler cemiyetinde onursal başkan olması kadar ayrıcalıklı ve hayatidir.Herkes birini bulmuş seviyor.
Olmadı mı?
Diğerinde deniyor şansını.Sevda dediğimiz şey zaman ile sevişerek mutasyon geçirmiş olsa gerek ya öncekiler sevda değildi ya şimdikiler.Aslına bakarsan Leyla’nın Mecnunu terk etmesiyle birlikte sevda dediğimiz şeyde terk etti dünyayı en azından bir kuyruklu yıldızın kuyruğuna takılıp gitmiş olabilir.Sevda yok ortada aslında sadece yere serpilmiş sevda kırıntıları var ve kimsenin umurunda değil yaşadığının ne olduğu.Hal böyle olduğunda kırılıyor insanın hayalleri zaten çıplak ayakla üzerine bastıkları kırık hayallerdir bu yaralarının sebebi.

Ne demiş Victor Hugo Abimiz?
“Seni o kadar çok hayal ettim ki artık bir hayalsin.”

Ne bu zamanda yaşanan sevdalara eleştirim ne geçmiştekileri yüceltmek.
Neden bunu mevzu ettin kendine yazacak bir şey bulamadın mı deme.
Üzerine düşün istedim ve düşünmeye başlaman için farklı pencereler açtım sana.

Tenin ruha yabancı olduğu bir devirde bu makamdan mevzuyu izah etmek ne derece idrak olunacak o da ayrı bir muamma işte …. Haydi Hayırlısı …!!!

Denemeler

İç Sesime Kulak Veren…

 

 

Yerine kimseleri koyamayacağını sanıp, belki de aldandığın kişiler olacak hayatında. Ve sen uslanmadan acı çekmeye devam edeceksin… İşte o zaman anlayacaksın yaşadığın şeyin aşk olduğunu.Sahiplenmeden seveceksin… Unutma ki, sen bile sana ait değilsin. Bakmayacaksın da öyle rengine, cinsine… Gözleri mesela… Yetecek onu deli gibi sevmene…

Yolda yürürken kızmayacaksın mesela ona baktıklarında… Hem zaten dert de etme… Bulduğu müddetçe o sende aradığını, devam da edecek yanında kalmaya… Merak edeceksin ama vermeyeceksin kendini ele… En çok da kendine.

Hatırla bak… ‘İyi ki nefes alıyorum’ dediğin zamanlar, sevildiğini bildiğin o anlardan ibaret. ‘Zaman dursa şu an’ dediğin anlar da hep tekrar özlem duyma korkusundan.

En güzel anında bile terk etse seni, karışmayacak kafan çok fazla. Çabuk toparlanacaksın. Olmuyorsa da… Acı çekmenin bile derinlerde bir yerde sana haz verdiğini kabul edeceksin. Onu yaşamayı bilecek; yaşarken yazacak çizeceksin belki de…

Kötü bitiyorsa bir gece, ertesi sabah uyanmak için bir nedenin olacak… Bulamıyorsan da, zorlanmayacaksın daha fazla. Son demeyeceksin belki ama bitmesinin yeni bir kapı açacağını hatırlayacaksın. Var herkesin bir alıcısı da, sen ne satıyorsun ona karar ver.

Aşağılanma pahasına, bileceksin eskileri yok etmeyi. Ancak denk gelir de bir gün… Mutluluğu, senin mutluluğundan daha önemli olacak kişiyi bulacak olursan… Kaçırma sakın. O’dur işte senin hayat arkadaşın.


Seni ‘nasıl olsa cepte’ görenler de olacak. Unutma, sen istedin zamanında o cebe girmeyi. Becereceksin şimdi girdiğin gibi de çıkmayı.

Uğruna emek verdiğin kimse aslında seni hayal kırıklığına uğratmadı. Kabul et, sorun senin kendi hayallerinde. Sorun senin kendi zafer tanımında.

Sana ‘en kötü günümüz böyle olsun’ değil, ‘en güzel günümüz böyle olsun diyenler’ gerek. Çıkar diğerlerini hayatından. Unutma ki çok da umurunda değilsin zaten onun bunun. Sen önce kendi kendinin umurunda ol.

Anlaşıldığını hissetmek! İnsanoğlunun en çok arzuladığı şey işte bu olmalı. O zaman öyle dostlar edin ki, leb demeden sen, anlasın onlar lebleyi. Anlasınlar da, bilsinler de sana çaktırmadan hala dinlemeyi.

Yeni arkadaşlarını ‘neden’ yerine, ‘neden olmasın’ diyenlerden seç… Göreceksin bu bile tek başına yetiyor hayatı daha eğlenceli kılmaya.

Rahatsız olduğun her şey kendine bir ayna esasında… Tanı onları. Tanı da, elindeki güç başkasını değil, sadece kendini değiştirmeye yetiyor. Zorlama.

Zayıf yanlarını görür endişesiyle insanlarla yakınlaşmaktan korkma. Bırak kim neyi görecekse görsün. Dedim ya, insan kendine bile yabancı.

Gelecek için endişe duymaya devam ediyorsan, yetmemiş demek ki… Yaşadığın pişmanlıklar seni değiştirememiş. Hataların veya hayallerinle ilgili de artık senle konuşan kimse kalmadıysa, senden vazgeçtiler demektir… Ya mekan değiştireceksin, ya da kendini.

Tek bir kişi bile olsa, biri senin varlığından ötürü daha rahat nefes alsın… Kafayı her yastığa koyduğunda da, ‘yeni güne uyanabilecek miyim’ diye sor. Göreceksin, uyanıkken aldığın her nefesin değeri artıracak.

Değer vereceksin yaşadıklarına da, henüz yaşamadıkların olacak hep seni daha fazla hayata bağlayan. O yüzden yaşarken aç be gözünü kardeşim. Bak tam şu saniye mesela… Bitti işte o an bile.

Meydan oku! Ona buna değil de, kendi hayatına… Yapabileceğin halde bugün yapmıyorsan, erteledin bak yine yaşamayı… Yok işte yaşayacağın başka bir hayat. Çık dışarı, bırak kendini sokağa. Şimdi…

Uğruna ölmeyi göze alacak bir şeyin yoksa veya bulmak adına bugünden harekete geçmiyorsan, yokluğunun da pek önemi olmayacak. O yüzden dene her şeyi en az bir kez… Dikkat et bak, bugün sana en unutulmaz anları yaşatan şeyler, geçmişte yapmaktan hep en fazla korktuğun şeylerdi… O zaman korkma artık. Yeter! Ölme, yaşa…

Bir ömür yetmiyor ki kendini keşfe… Gerek de yok o yüzden filozof falan olmaya…

İnsanların kahrını çekip delireceğine, sen delir, onlar senin kahrını çeksin. Çünkü kendini bir şey sanmazsan, kaybedecek şeyin de olmuyor.

Ancak öyle bir hayat yaşa ki, bitmesin anlatacak hikayelerin… Ve yeniden dünyaya gelsen, yine ‘kendin’ olmak iste… Sevdiklerine verebileceğin en değerli hediye, sadece daha mutlu bir sen. O yüzden hayat senle oyun oynayacağına, sen onunla oyna…

Ha unutmadan! Biliyorum… Bunları okumak sana öyle çok da fayda falan sağlamayacak. İlla ki yaşanması gerekiyor çünkü. Hem zaten ben… Hiçbir şey hakkında artık eskisi kadar emin değilim ki.

O yüzden, geçeceksin bunları! Sen kimseye kulak asmadan, rüzgara karşı uçabiliyor musun ona bak.

Hadi ben kaçar…
Sen de iyi bak kendine…..

Demiş Tunç KILIÇ ……

Denemeler

Tek Çizgiye Sahip Matisse Kadını Olmak

Terazi Kadınıyım.Okuyorum çokça lâkin rüzgâr nereye savurursa. Hayal ediyorum ve yazıyorum yeri geldiğinde. Mesele kalem olduğunda ne kadar dolandırsam da lâfı; iş konuşmaya geldiğinde direkt olmak her zaman kazanıyor bende. İnsan ne söyleyecekse açık ve net olmalı. Mesela Tek çizgiye sahip Matisse kadını olmak isterdim…Şarabı severim. Sevmekle de kalmam ruhuma taşırım. 🍷…Mumlar ve tütsüler romantizme alet edilemeyecek kadar kutsaldır. Ve Kokular elbet bir o kadar kutsal. İnsan sırf bu yüzden her şeyden evvel, her şeyi kokularıyla hatırlamaz mı zaten? Anların kokuları, insanların kokuları, kitapların kokuları, şarkıların kokuları… Ve kokuların tatları elbet… Koku yoksa tat da yok… Didem Madak’ın, Elif Şafak’ın, Charlotte Gainsbourg’un, Şebnem Ferah’ın, Hüsnü Arkan’ın, Yeni Türkü’nün, Bülent Ortaçgil’in, Birsen Tezer’in, Sezen Aksu’nun bendeki yerleri çok çok çok özeldir. Aslında diyorum ki keşke yukarıda adlar sayıp dökmeseydim; çünkü illâ ki unutuyor insan bir diğerini. Eğer ki benimle sohbet ederseniz daha da öğrenebilirsiniz içimde sakladığım özel insanları. Nâzım Hikmet’e gelince;

ne kadar biricik ve özel olduğunu bendeki yerinin, bilen biliyor. Bu kadar sevmeme rağmen Nâzım Hikmet hususunda o kadar cahil hissediyorum ki!

İşte bu yüzden sürekli öğrenmeye uğraşıyorum. Öğrenmekten ziyade aslında bir yerde yaşıyorum onu. Aslan ve İkizler Burcu insanlarını öyle çok seviyorum ki; hani bunu da bilin. Şair olmak en büyük arzum değil lâkin bunun için sayamadığım kadar kırk fırın ekmek yemem gerek. Bir de zaten insan kendi kendini şair yapamaz bunu daha önce yazmıştım. Yazarak nefes alıyorum ki zaten bu yazıyı okuduysanız kelimelerimden bunu çıkarmış olmanız gerekir. Kendimi anlatmayı sevmesem ve hiç de beceremesem de yazma gereği duydum işte. Ve elime yüzüme bulaştırdım evet. Eminim ki, tabii eğer okuduysanız, kafanızda birçok soru işareti vardır. Sorabilirsiniz. Ruhum sizi severse seve seve sohbet ederim 🙂

Denemeler

Hayat Çok Kısa Kendin Ol Be Güzel Kardeşim!!

 

Saat 23:05…Güne başlayalı on  saati geçmiş ve ben hala yapmam gerekenleri istediğim her an yapabilirmişçesine öylece bir şey yapmadan bekliyorum.Uyuyacağım ve bütün maceracı kişiliğimi uyanınca bir kenara bırakıp,yapmam gerekenlerin havasına girmek için gerekli dış görünüşü yakalayacağım. Uzun zamandan beri yazmamak yitirilen bir alışkanlık hissini yeterince hissettirdi. Bu arada çok şey yaptım diyemeyeceğim sadece çalışmak çokca çalışmak:/:/ ve bolca şaşkınlık içerisinde kalmak hepsi bu….

Sevgili Blog  ;

Tanıdığımızı düşündüğümüz kişilere ” tanıyamamışım” sıfatını neden yapıştırırız ki zamanla? Aslında Hepimiz, bir denizi oluşturan su damlaları gibiyiz. Birbirimizle iç içe, birbirimiz olmadan bir denizi oluşturmamızın mümkün olmadığı ve birbirimize muhtaç. İnsan, sosyal bir hayvandır ve topluma muhtaçtır. Aidiyet hissiyatı elbette ki doğal bir durum ama aidiyetin içinde boğulup giderken unuttuklarımız ya da erteledikleri’miz zaman zaman hepimizin canını yakmaz mı?

Karşılıklı bir oyunun içinde buluruz kendimizi. iki tarafında toleransı yüksek, tahammül seviyesi yüksek ve yeni bir şey almış özeni olarak başlar bu oyun. Oyunun süresi 4 kırmızı kartta biter. Arkadaş, dost, sevgili ve tanıdık. Evet 4 kırmızı kartta biter demiştik en son 🙂 şu oyun uzatmalara kalmasın gözünüzü seviyim. Çünkü seyirci sahaya indiğinde o maç iptal ediliyor. Koşturmana, emeğine, ter dökmene ve kaybının ardından gelen gözyaşlarının daha acı verici oluyor. Düdüğü doğru yer ve zamanda sen çal. Sevgi emek ister. Herkesin düşüncesi birbirinden farklı evet gerçekten sevgi emek ister. Ama ne derece hangi fedakarlıklarla? Herkesin sevgiyi verme ve alma anlayışı birbirinden farklı. O bardağa bir damla daha su koyarsan taşar bir yudum eksik bırakırsan susuz kalır. Senin fedakarlık diye düşünerek yaptığın bir şey karşı taraf için ben bole yapmasını istememiştim ki gerek yoktu diyerek önemsiz olabilme olasılığı yüksek işte 🙂 Sen kendini kötü hissederek ‘ama’ ben senin için bunları bunları yaptım diyerek anlatırken ama ‘şunu’ yapmadın ki cevap aldığında. Ağlayıp zırlayıp kendi içine küsüyorsun. Aslında böyle bir durumda karşı taraf haklı. Sen adını ‘fedakarlık’ olarak koyduğun ve yaptığın davranışlar karşı tarafın beklentisi doğrultusunda değil, kendine doğru gelerek KENDİN için yaptığın hareketler oluyor..

Tamam Tanıştın, ortak muhabbetlerin oldu güldün, ettin derdini dinledin sen anlattın o anlattı. Bir şekilde kendi yolunuzu çizdiniz. Artık arkadaşsınız. Şuna inanıyorum ki her şey bir vesile ve her şeyin bir sebebi var kardeşim. Karşındaki insan senin aynan senin görmek istediğin ve görmemek istediğin yüzün. İlk başta duyduğumda bende anlamamıştım bunu. Nasıl yani görmemek istediğim yüzüm? Arkadaşım ve iyi anlaşıyor isem  eğer görmek istediğim yüzümdür o tamam. Görmemek istediğim yüzüm olsa arkadaş olmazdım heralde peh 😀 Hayır işte tamda orda yanılıyorsun dostum. Bir şekilde bir vesile ile hayatında herkes, eğer vesileler olmasaydı 100.878763763 milyar arkadaşın olurdu. Neden Güney Kore’nin bir semtinde oturan arkadaşın yok? Çünkü hayatında kesiştiğ’in bir nokta yok değil senin bir parçan yok diye düşünmelisin. Örneğin iş yerinde üst düzey birisi sen haklı olduğun halde gelip sana söylendi. Tabi ki senin içinde bunların bir sürü açıklaması çıkar. Yok efendim patron onu fırçaladı o da geldi sana bağırıyor. İt ite it kuyruğuna. Gecesi kötü geçmiş. Menapoz’a girmiş yok Antropoz’a girmiş sayar sayar durusun. Şu yönden bakmak hiç aklına gelmez belkide benim içimdeki huysuzu bana gösteriyor. Önce senin içindeki o huysuzu öldürmen gerekiyor ki etrafında huysuz insanları etrafından azalt.

Neyse Efenim benim çenem yine çok açıldı Yarın uyanınca umarım günlük planıma uygun hareket ederim; kolları sıvasam hemen hallederim duruşundan kurtulur kolları sıvarım. Araştırmalarım için vakit daralmakta ve kuluçka evresi içi kof bir kuluçkadan başka bir şey vermemiş vaziyette… Aktif çalışma, çalışma içindeki dinamiklerle yeni fikirleri ortaya çıkarır hadi hayırlısı ;

Şimdilik İyigeceler …..

Denemeler

Basit Yaşa Mutlu Ol !!! Bu Kadar Basit

Her insanın yaşamış olduğu günlük hayatı vardır.Günlük hayatımız mutluluk,basit ve sıradan bir yaşamın üzerine kurulabilir.Bazen sıradanlık ve basitlik insanların yaşam tarzını oluşturur.Toplum içindeki etkisi bazen acıtır,bazen ise basitliğin vermiş olduğu rahatlık vardır üzerlerinde.Kimileri lüks yaşam, kimileri ise hayatı inanılmaz fırsatları ile karşılaşır.Kimilerine güzel güler,kimilerine ise basit bir çerçeveden bakar,hayat.Basit yaşa mutlu ol mantığıyla.Düşünmek gerekirse,lüks bir yaşamın içinde yüzüyorsunuz.Hayatta ne istiyorsanız gerçekleşiyor.Mutlu olabilir misiniz? Bence mutlu olmak lüks hayat ile gerçekleşmez.Asıl lüks hayat basit yaşamakla olur bir gün dahi yaşarsanız.İçinizdeki yaşamış olduğunuz basit hayatın,bir gün lüks şekilde yaşanması bile,tutku ve isteklerdeki arzulara yenilir miydi acaba? Lüks yaşamın, basit yaşama dönüşmesi daha dikkat çekici yanı ve önemi vardır.Çünkü lüks yaşamı basite çekmek gerçekten zordur.Basit yaşamı lükse çekmek ise kolaydır.

Hayatın neresinden bakarsanız bakın,farklı boyutlardaki düşünce tarz meselesidir egemen kalan.Mantık aynı mantık.Doğrusu Basit yaşa mutlu ol mantığıyla.

“Mutluluğa kestirme yol yoktur, bu bir bakış açısı meselesidir.”