Denemeler, Genel

Kahve kokusunda Mutluluk

Eğer siz de benim gibi kahve kokusunu kırk metre öteden alanlardan biriyseniz, bu yazıyı neden yazdığımı anlayabilirsiniz. Bazıları kahve keyfini her ne kadar küçük görseler de anlatılmaz bir zevktir kahve içmek ve büyük bir sanattır aynı zamanda…Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır diye boşuna dememişler atalarımız. Ama gene de siz siz olun bu söze fazla takılmayın, yoksa kırk yıl boyunca kurtulamayacağınız tatlı belalar alabilirsiniz başınıza…Ben bu tatlı belayı yaklaşık 12 senedir aldım başıma ama pişman değilim …!!!

Her sabah kalktığımda artık istemsiz olarak giriyorum mutfağa. Önce kahve makinasını açıyorum, sonra gözümü. Sigaraya yeniden başladım evet 3 gündür yeniden içiyorum çünkü alkol nasıl sigarasız içilmez ise kahvede böyle bir illet illet işte sigarasız olmuyor  🙂 Çok seviyorum yani :)Bir kere kahvenin kokusunu özlüyorum uyuduğum zamanda tiryaki gibi gittiğim belli başlı kahve evlerinden içeri girince ilk anda makina’dan çıkan kahve kokusunu çekiyorum bir özlemle ciğerlerime.Eski Divan şiirlerinde bahsedilir ya  abartı sevgili özlemi gibi, uykuda bile özlüyorum seni. Biliyorum çok abartılmış bir durum değerlendirmesi benimki. Lakin hoş görmekte fayda var, bu kadar olmasa da buna yakın duygularla alıyorum sabahın ilk kahve yudumunu. Bazen americano oluyor bu yudumun kaynağı, bazen damıtma, bazen de filtre kahve vs vs 🙂

           Bir kere kesinle bağımlılık yapar bu kahve dediğimiz içecek. Bir başladınız mı kopamazsınız ondan. Arkadaşınızla birlikte sohbet ederken içtiğiniz bir fincan kahve size güven duygusu aşılar ya da akşam yemeğinden sonra kendi ellerinizle yaptığınız bol köpüklü bir Türk kahvesini eşinizle birlikte karşılıklı içerken içinizi büyük bir huzur duygusu kaplar. İşte bu yüzden ne zaman bir kahve kokusu alsanız; ya arkadaşınızın sevgisini hissedersiniz ya da eşinizin sevgi dolu gözlerini hatırlarsınız.Bununla da kalmaz bu kahvenin size ettikleri. Bir bakarsınız sabah güne başlamadan önce sizi uyandırmayı başaran tek dostunuz olur ve gene bir bakarsınız en kötü gününüzde sizi uyutmamak için çaba gösteren arkadaşınız oluverir. Bazen de yağmurlu bir günde pencerenin arkasından, sokakta oradan oraya kaçışan insanları izlerken size yoldaşlık yapar. İşte bu yüzdendir ki ne zaman yağmur yağsa canınız bir fincan kahve çeker.

            En önemlisi ne zaman, nerede, nasıl kahve içeceğinizi bilmeniz gerekir. Sabah bir sade kahve, gün arasında sade bir kahve ve akşamları da orta şekerli bol köpüklü bir kahvenin yerini başka hiçbir şey tutmaz, tutamaz…İster kahvenizin yanına bir sigara yakın, ister yanında biraz nane likörüyle ağzınızı tatlandırın, isterseniz de üzerine küçük şekerlemelerden birkaç tane yiyin. Hiç olmadı üzerine bir bardak soğuk su için ama kendinizi bu zevkten mahrum etmeyin.

 Bir slogan vardı durun neydi hah hatırladım 🙂

”NE KAHVESİZ , NE KİTAPSIZ , NE KEDİSİZ ”

            Kusura bakmayın kafanızı şişirdim ama size de doktor kahve içmeyi yasaklasa siz de bu hale gelirdiniz. ama yasaklar çiğnenmek içindir eylemini çok güzel gerçekleştirsem de Migrene iyi geliyor sevgili okur 🙂 Bu arada sakın doktora halen kahve içtiğimi söylemeyin olur mu?

 Haydi bakalım, açın müziğinizi kendiniz için bol köpüklü bir kahve hazırlayın ya da filtre ya da americano ve keyfini çıkarın… Afiyet ve Kahve kokulu güzel günleriniz olsun 😉

Genel

Kaybolduk…

IMG-20170907-WA0020-01

Bugun kü ruh halim haberim yokmuş gibi çek! Uzak diye  bir var oraya gitmek istiyorum sevgili okur;
Varlığın içinde kaybolmak nedir ?? ya da Boşluğu anlamak… ???? Hani bazen bir şey yaparken kendimizi fark ederiz ya kısa bir süreliğine düşünmek hatırımızdan çıkmıştır ve kendimizi o eylemin ortasında buluruz. Hatta farkına varınca dikkati dalgalandıran bir bocalama o kadife akışa pürüz getirir. Bugün sanırım huzur kokan melodiler eşliğinde dökülecek cümlelerim.Kendimi bulma ve kaybetme arasında o kısa çizgide bir karmaşıklığın içinde yazıyorum neler geçiyor aklımdan bir bilseniz o huzur kokan melodinin içinde…. aklım,kalbim,duygularım,tüm benliğim bu bahsettiğim melodinin içinde.Bazen huzur bulmak için kaybolmak gerekebilir , ya da Bazen aklın düşüncelerini toplamak için dolanması ve daha da güçlenmek için sizi saran gerçeklikten kaçmak istemesi gibi bir şey.
Mesela bir şarkının içinde kaybolmak ; bir şarkıyı her dinleyişte farklı bir melodi duymak, her seferinde yeni bir şey anımsamak gibi 
Mesela Doğada Kaybolmak;Her insanın tabiata hayran saklı bir yanı var aslında. Bunu ne zaman fark edersin biliyor musun? Ya piknikte mangal yaparken ya da köyüne gittiğinde bir kaç saatlik dağ-taş gezisinde veya kısa bir orman yürüyüşünde ya da kamp yaptığında vs vs vs ….

IMG-20170908-WA0010

Kaybolmak güzeldir aslında sevgili okur :)Sevgilinin gözlerinde mesela, kaybolup gitmek,Hissettiğimiz her şeyi o derinliğin içinde görmek, kaybolmak, bir olmak…Zaman durur, sadece o an vardır, diğer her şey kaybolmuştur artık …Ya da ilk kez gittiğimiz bir şehirde kaybolmak; yeni sokaklar, yeni insanlar, yeni hikayeler…Kaybolduğumuz sokaklarda hedefimize ulaşmaya çalışırken yepyeni belki de haberdar bile olmadığımız süprizlerle karşılaşırız, zenginleşiriz, eğleniriz, coşkuyla başka yerlerde kaybolmak için fırsat kollarız…Kaybolmak, yeni yollar bulmak için, yeni hazineler edinmek için, yeni mucizeler için fırsattır…Mesela kitapların içinde kaybolmak; ne eşsiz bir deneyimdir, kahramanla birlikte yeni maceralara atılmak, tarihin sayfaları arasında gezinmek, belki  Platon’un mağrasını anlamak için onun sözleri arasında dolaşmak ya da uzayda bir kara deliği öğrenmek…Her biri bize bir hazine bırakır.Doğada kaybolmak, toprak kokusunu, ağaçların kokusunu içene çekmek, her sesi ayrı ayrı duymaya çalışmak, yeşili, maviyi,hatta sarı ve kırmızıyı o eşsiz tabloda görmek, hafifçe esen rüzgarı hissetmek belki yağmurda ıslanmak ve doğa ananın kucağında kaybolup huzur bulmak ne muhteşem bir duygudur…Kaybolmak rutinden çıkmaktır. Otomatik pilottan çıkıp, attığımız her adımın farkında olarak ilerleriz, yeni bir çıkış arıyoruz ne de olsa…Sanırım en önemlisi kendi içimizde kaybolmak; önce kendimize dönüp sonra orada kaybolmak paha biçilmez hazineler getirir.Kendi içimizde kaybolduğumuz da kendimizi bulma yolunda kocaman bir adım atmış oluruz. Rutini bırakıp  aslında içimizde olup biten her şeyi gerçekten görmeye fark etmeye başlarız. Mucize de burada başlar zaten. Daha önce fark etmediğimiz ne cevherler çıkar karşımıza. Ne kadar eşsiz olduğumuzu görebiliriz.

Kaybolmak güzeldir, hep bir hediye getirir  tabi bu güzellik kaybolmayı göze alanlara özeldir:)

  Ben ”Kayboldum” ve ya ” kaybolmak istiyorum” artık siz nasıl anlamak isterseniz   nasıl anlatayım hayatın kaybolan renklerini aramak üzere el değmemiş ve ayak basılmamış uzak bir diyara kaçarken sessizlik ve huzur içerisinde, hayatın getirdiklerini ve götürdüklerini tartıp,kendimle hesaplaşmak için kaybolmak istiyorum. Bu baskılardan,Ülkenin dertlerinden kurtulabilsem,yok olsam, kendime öyl bir yer bulsam ki için de güzel doğa,bir annenin yüzünde ki tebessüm,babanın ailesine sunduğu güven ve rahatlığın yüzüne yansıması,bir yaşlının cennet bakışı,ve çocuğun gökyüzünde dalgalanan uçurtması, rahatlık olsa yazılarımda,ben olsam,hayallerimin ülkesinde dolansam mesela ,yasak kelimeler olmasa,kadınlar hür ve özgür,her an ablukaya alınma korkusu yaşamasam…İşte bunları düşünüp başka bir yerelere gitmek istiyorum, siyaset baskısından uzak,,, Beni yönetenlerin beni kandırmayacağı ve güvenebilceğim bi Ülke…
Amaçlarının ne olduğunu bilmeden umarsızca yaşamak zor! Bu düşünce içinde olmak korkutuyor beni.Hayal kurmanın güzelliğini yaşamak istiyorum ben .
Aklıma simyacinin santiago’nun babasinin sözleri düstü nedense dünyayi dolasip eninde sonunda geri döneceksin mealine geliyordu.Ama bütün bunlara rağmen SEFİLLİĞİN başat oldugu bir toplumda, SEFİL bir çağın SEFİLCE yaşam sartlarında yasamak kişiyi ciddi anlamda azar azar damla damla tüketiyor, hiç bir tatlığı olmayan, tatliliklarin ise egzos dumani gibi sizi boğum boğum boğduğu diyarlardan gitmek istiyorum ama nereye?
Nereye gitmek gerekir? insan gittiğinde sadece yer mekan ve ad değiştirdiği vakit egzos dumanlarının genziniz de kalan kokuları da yanında götürmez mi?
Hayat büyük değişikliklerden ibaret değildir!!! Kişiliğimiz, karakterimiz, düsüncelerimiz ve hissetiklerimiz bu yolu cizecek kalemizdir.
Kim istemez herşeyi boşvermeyi sabahları kalktiğin da? boktan bir günün mirasini yeni doğan günün baslangicinda bir kalemde silebilmeyi kim istemez ki? migren ağrısını yok edebilmek için kahveye ihtiyaç duymamayi kim istemez ki?
Kim istemez huzuru? Kim istemez dünyaya yepyeni gözlerle bakabilmeyi ?
Kim istemez kendini kandirmamayi? üzgünüm ki haklıyım….
Kaçmak değil belki ama kaçar gibi yapmak istiyorum uzağa en uzağa..
Herşeyi geride bırakıp, tanımadığım bir kentte kaybolmak istiyorum.Bu Dünya’ya ait olmadığımı düşündüğüm çok zamanlar oldu.Anlamadığım,anlayamadığım,çözemediğim,zorlandığım çok zamanlar…İnsanları anlayamıyorum,çözemiyorum,bilemiyorum,tanıyamıyorum.
Giden insan. Sen ve ben gibi. O yüzden öldürülen her insan, ölen her işçi, bir şekilde haksızlığa uğramış, zulüm görmüş veya canını yitirmiş her can için üzülürüm. Nasıl bu kadar kör olursun,nasıl görmezsin nasıl, nasıl?? Susuyorum çünkü sözüm var sevdiklerime..Kaybolmak istiyorum,her şey,herkes beni boğuyor,nefes alamıyorum.Kaçmak istiyorum,umarsız,duyarsız,bana dokunmayan yılan bin yaşasın halleriniz beni korkutuyor…
HAYAT bu aralar beni öyle hallere soktu ki, doğrularla yanlışlar yer değiştirdi.Nasıl yer değiştirdiler, ben nasıl görmedim, anlamadım.Tüm zorlukların,engellerin ardından yaptığım zafer işareti bile İnsanlara bir çay siparişi verir gibi oluyor.Ağlamam gereken yerlerde ağlayamıyorum,hisler içerisinde hislere büründüm ve ben bi acayip oldum yine sevgili okur …Duygularım kışın ve huzurun temsilcisi olan bu melodinin esiri olmuş ve onlarca dökülmek isteyen sözcüklerim var .Nasıl tarif edilir ki ? tarifi imkansız bir his içinde  yaşıyorum adeta…

SONSUZ HUZURUN ANAHTARI DİYORUM DÖKÜLEN  BU SİHİRLİ İÇİNE ÇEKEN VE YENİDEN VAR EDEN MELODİYE; HERŞEYİN ,TÜM SORULARIN BELİRSİZLİKLERİN BİR GÜN YANIT BULMASI UMUDU İLE …

Denemeler

Değişmek

Kendimle ve hayatla ilgili çözemediğim , hala cevabını bulamadığım tonlarca soru var hem zihin alemimde hem de kalbi derinlerimde….

Belki ölene dek cevabını arayıp duracağım, belki bir gün tüm cevapsız sorular yanıtlanacak , belki de cevapsız sorular hanemde öylece boyunları bükük kalacaklar. Başka bir alemde bambaşka bir ruhla ve bedenle cevaplar yerini bulacak. Bilmiyorum… henüz,

Bilmediğim şeyler o kadar çok ki… bilemediğim, her gün yanıldığım, her yeni günle bambaşka duygulara savrulduğum, belki yeniden yeniden doğup, yeniden yeniden keşifler için yola çıktığım…bildiğim her şeyi topyekün unutmak istediğim. Akıl tutulması, ruh üşümesi yaşadığım onlarca andan haberin var mı?

Kimilerine göre anlamsız, saçma sapan sorularım var … evet saçma evet sapan… sana göre öyle de bana göre öyle mi? Soruyorsam, sorguluyorsam illa ki var bi sebebim, illa ki var bi çözüm arayış nedenim.

Dünyanın tüm yükünü, acısını, sancısını omuzlarımda hissettiğim günler var mesela. Evladını kaybetmiş bir annenin feryatlarının içimi delip geçmişliği var, yardım etmek istediğim ama ulaşamadığım insanlar var, ruhunu öpmek istediğim ama öpemediğim ruhlar var, ölesiye sessiz sessiz ağladığım günler var mesela, oldurmaya çalıştığım ama bir türlü olduramadığım ilişkilerim var… Derin yaralarım var, her üfleyişte canımın acısının dindiği anlar var. Çözdüğümü zannedip çözemediğim gönül meselelerim var… var da var da senin haberin var mı?

Özlemlerim var benim, umutlarım, hayallerim var… beklentilerim de var evet, beklentisiz bi hayat en güzeli biliyorum ama henüz o aşamaya gelemiyorum. Belki bir gün…

Şarkılarım var benim, dilekler tuttuğum, arada özlemle andığım, arada eski bi fotoğraf karesine mühürlediğim, ya da belki bi kokunun içine içine söylediğim.., haberin var mı senin?

Aşk’tan ,tutkudan, vicdandan, insan olmanın ne demek olduğundan? Monoton bi hayata sıkışıp kalmış bunca adem ve havva’nın niye bir türlü içindeki boşluğu dolduramadığından haberin var mı senin?

Neden artık birbirimize dokunamadığımızdan? Dokununca elimiz yanmıyor artık yüreğimiz de yanıyor farkında mısın?

Nerede o eski aşklar, anlayışlar? Nerede samimiyet? Nerede kaldı yardıma ihtiyacı olana el uzatmak? Nerede koptu ipler? Nereye savrulduk hepimiz? Nerede kaldı ‘biz’ ? Bizi niçin hep ayrıştırmak, ayırmak ve ötekileştirmek istiyorlar? Bir an durup hiç düşündün mü?

Haberin var mı içinde olan bitenden? Duygularından haberin var mı?

Haberin var mı hissizleştiğ’in an aslında öldüğünden…Benim de dönüm noktam da yaşadığım aşk,sevgi,acı üçgeninde… Oldurmaya çalıştığım ama bir türlü olduramadığım ilişkilerimde… İyi ki yaşamışım tabii ki de… Yoksa şu anki ben olur muydum? Ben hayatın  bana kattığı bir mozaik’im… Arada bir pişmanlıklarım ve keşkelerim olsa bile… Hepsi benim seçimlerim, benim tercihlerimdi son neticede… Hakkım yok kızmaya kimselere… Kararlarımın sorumluluğunu alma zamanı çoktan geldi de geçiyor bile…

Evet hep böyle düşünmeye çalışıyorum kendimce… Ama insanım değil mi neticede… Bu kolay bir yolculuk değil elbette… Sabır gerektiriyor, azcık da kararlılık ve inat belki de… Yüreğim başka başka söyleyip düşünürken, mantığım bambaşka telden çalıyor… Mantığım kişisel dönüşümünü tamamlarken, yüreğim aynı paralelde tamamlayamıyor belki de… Çelişkilerim var benimde kendi içimde…Kızgınlıklarım var, kırgınlıklarım var, küskünlüklerim var… Canımın taa en derininin yanmışlığı var… Haksızlığa uğrayıp, hak etmediğim davranışlara maruz kaldığımın düşünceleri var kalbimde… Hoop diye bir anda silivermek, sil baştan her şeyi en baştan yaşamak kolay olmuyor her zaman… Keşke kolay olabilse… Kısa sürebilse travmalarımız… Yürekler bir anda iyileşebilse…

Herkesin ektiğini biçtiği doğru… Bir gün benim de hayalini kurduğum o günler gelecek elbette her şeyiyle… Tüm uğuru ve bereketiyle…