Denemeler

Tek Çizgiye Sahip Matisse Kadını Olmak

Terazi Kadınıyım.Okuyorum çokça lâkin rüzgâr nereye savurursa. Hayal ediyorum ve yazıyorum yeri geldiğinde. Mesele kalem olduğunda ne kadar dolandırsam da lâfı; iş konuşmaya geldiğinde direkt olmak her zaman kazanıyor bende. İnsan ne söyleyecekse açık ve net olmalı. Mesela Tek çizgiye sahip Matisse kadını olmak isterdim…Şarabı severim. Sevmekle de kalmam ruhuma taşırım. 🍷…Mumlar ve tütsüler romantizme alet edilemeyecek kadar kutsaldır. Ve Kokular elbet bir o kadar kutsal. İnsan sırf bu yüzden her şeyden evvel, her şeyi kokularıyla hatırlamaz mı zaten? Anların kokuları, insanların kokuları, kitapların kokuları, şarkıların kokuları… Ve kokuların tatları elbet… Koku yoksa tat da yok… Didem Madak’ın, Elif Şafak’ın, Charlotte Gainsbourg’un, Şebnem Ferah’ın, Hüsnü Arkan’ın, Yeni Türkü’nün, Bülent Ortaçgil’in, Birsen Tezer’in, Sezen Aksu’nun bendeki yerleri çok çok çok özeldir. Aslında diyorum ki keşke yukarıda adlar sayıp dökmeseydim; çünkü illâ ki unutuyor insan bir diğerini. Eğer ki benimle sohbet ederseniz daha da öğrenebilirsiniz içimde sakladığım özel insanları. Nâzım Hikmet’e gelince;

ne kadar biricik ve özel olduğunu bendeki yerinin, bilen biliyor. Bu kadar sevmeme rağmen Nâzım Hikmet hususunda o kadar cahil hissediyorum ki!

İşte bu yüzden sürekli öğrenmeye uğraşıyorum. Öğrenmekten ziyade aslında bir yerde yaşıyorum onu. Aslan ve İkizler Burcu insanlarını öyle çok seviyorum ki; hani bunu da bilin. Şair olmak en büyük arzum değil lâkin bunun için sayamadığım kadar kırk fırın ekmek yemem gerek. Bir de zaten insan kendi kendini şair yapamaz bunu daha önce yazmıştım. Yazarak nefes alıyorum ki zaten bu yazıyı okuduysanız kelimelerimden bunu çıkarmış olmanız gerekir. Kendimi anlatmayı sevmesem ve hiç de beceremesem de yazma gereği duydum işte. Ve elime yüzüme bulaştırdım evet. Eminim ki, tabii eğer okuduysanız, kafanızda birçok soru işareti vardır. Sorabilirsiniz. Ruhum sizi severse seve seve sohbet ederim 🙂

Denemeler

Hayat Çok Kısa Kendin Ol Be Güzel Kardeşim!!

 

Saat 23:05…Güne başlayalı on  saati geçmiş ve ben hala yapmam gerekenleri istediğim her an yapabilirmişçesine öylece bir şey yapmadan bekliyorum.Uyuyacağım ve bütün maceracı kişiliğimi uyanınca bir kenara bırakıp,yapmam gerekenlerin havasına girmek için gerekli dış görünüşü yakalayacağım. Uzun zamandan beri yazmamak yitirilen bir alışkanlık hissini yeterince hissettirdi. Bu arada çok şey yaptım diyemeyeceğim sadece çalışmak çokca çalışmak:/:/ ve bolca şaşkınlık içerisinde kalmak hepsi bu….

Sevgili Blog  ;

Tanıdığımızı düşündüğümüz kişilere ” tanıyamamışım” sıfatını neden yapıştırırız ki zamanla? Aslında Hepimiz, bir denizi oluşturan su damlaları gibiyiz. Birbirimizle iç içe, birbirimiz olmadan bir denizi oluşturmamızın mümkün olmadığı ve birbirimize muhtaç. İnsan, sosyal bir hayvandır ve topluma muhtaçtır. Aidiyet hissiyatı elbette ki doğal bir durum ama aidiyetin içinde boğulup giderken unuttuklarımız ya da erteledikleri’miz zaman zaman hepimizin canını yakmaz mı?

Karşılıklı bir oyunun içinde buluruz kendimizi. iki tarafında toleransı yüksek, tahammül seviyesi yüksek ve yeni bir şey almış özeni olarak başlar bu oyun. Oyunun süresi 4 kırmızı kartta biter. Arkadaş, dost, sevgili ve tanıdık. Evet 4 kırmızı kartta biter demiştik en son 🙂 şu oyun uzatmalara kalmasın gözünüzü seviyim. Çünkü seyirci sahaya indiğinde o maç iptal ediliyor. Koşturmana, emeğine, ter dökmene ve kaybının ardından gelen gözyaşlarının daha acı verici oluyor. Düdüğü doğru yer ve zamanda sen çal. Sevgi emek ister. Herkesin düşüncesi birbirinden farklı evet gerçekten sevgi emek ister. Ama ne derece hangi fedakarlıklarla? Herkesin sevgiyi verme ve alma anlayışı birbirinden farklı. O bardağa bir damla daha su koyarsan taşar bir yudum eksik bırakırsan susuz kalır. Senin fedakarlık diye düşünerek yaptığın bir şey karşı taraf için ben bole yapmasını istememiştim ki gerek yoktu diyerek önemsiz olabilme olasılığı yüksek işte 🙂 Sen kendini kötü hissederek ‘ama’ ben senin için bunları bunları yaptım diyerek anlatırken ama ‘şunu’ yapmadın ki cevap aldığında. Ağlayıp zırlayıp kendi içine küsüyorsun. Aslında böyle bir durumda karşı taraf haklı. Sen adını ‘fedakarlık’ olarak koyduğun ve yaptığın davranışlar karşı tarafın beklentisi doğrultusunda değil, kendine doğru gelerek KENDİN için yaptığın hareketler oluyor..

Tamam Tanıştın, ortak muhabbetlerin oldu güldün, ettin derdini dinledin sen anlattın o anlattı. Bir şekilde kendi yolunuzu çizdiniz. Artık arkadaşsınız. Şuna inanıyorum ki her şey bir vesile ve her şeyin bir sebebi var kardeşim. Karşındaki insan senin aynan senin görmek istediğin ve görmemek istediğin yüzün. İlk başta duyduğumda bende anlamamıştım bunu. Nasıl yani görmemek istediğim yüzüm? Arkadaşım ve iyi anlaşıyor isem  eğer görmek istediğim yüzümdür o tamam. Görmemek istediğim yüzüm olsa arkadaş olmazdım heralde peh 😀 Hayır işte tamda orda yanılıyorsun dostum. Bir şekilde bir vesile ile hayatında herkes, eğer vesileler olmasaydı 100.878763763 milyar arkadaşın olurdu. Neden Güney Kore’nin bir semtinde oturan arkadaşın yok? Çünkü hayatında kesiştiğ’in bir nokta yok değil senin bir parçan yok diye düşünmelisin. Örneğin iş yerinde üst düzey birisi sen haklı olduğun halde gelip sana söylendi. Tabi ki senin içinde bunların bir sürü açıklaması çıkar. Yok efendim patron onu fırçaladı o da geldi sana bağırıyor. İt ite it kuyruğuna. Gecesi kötü geçmiş. Menapoz’a girmiş yok Antropoz’a girmiş sayar sayar durusun. Şu yönden bakmak hiç aklına gelmez belkide benim içimdeki huysuzu bana gösteriyor. Önce senin içindeki o huysuzu öldürmen gerekiyor ki etrafında huysuz insanları etrafından azalt.

Neyse Efenim benim çenem yine çok açıldı Yarın uyanınca umarım günlük planıma uygun hareket ederim; kolları sıvasam hemen hallederim duruşundan kurtulur kolları sıvarım. Araştırmalarım için vakit daralmakta ve kuluçka evresi içi kof bir kuluçkadan başka bir şey vermemiş vaziyette… Aktif çalışma, çalışma içindeki dinamiklerle yeni fikirleri ortaya çıkarır hadi hayırlısı ;

Şimdilik İyigeceler …..

Denemeler

Basit Yaşa Mutlu Ol !!! Bu Kadar Basit

Her insanın yaşamış olduğu günlük hayatı vardır.Günlük hayatımız mutluluk,basit ve sıradan bir yaşamın üzerine kurulabilir.Bazen sıradanlık ve basitlik insanların yaşam tarzını oluşturur.Toplum içindeki etkisi bazen acıtır,bazen ise basitliğin vermiş olduğu rahatlık vardır üzerlerinde.Kimileri lüks yaşam, kimileri ise hayatı inanılmaz fırsatları ile karşılaşır.Kimilerine güzel güler,kimilerine ise basit bir çerçeveden bakar,hayat.Basit yaşa mutlu ol mantığıyla.Düşünmek gerekirse,lüks bir yaşamın içinde yüzüyorsunuz.Hayatta ne istiyorsanız gerçekleşiyor.Mutlu olabilir misiniz? Bence mutlu olmak lüks hayat ile gerçekleşmez.Asıl lüks hayat basit yaşamakla olur bir gün dahi yaşarsanız.İçinizdeki yaşamış olduğunuz basit hayatın,bir gün lüks şekilde yaşanması bile,tutku ve isteklerdeki arzulara yenilir miydi acaba? Lüks yaşamın, basit yaşama dönüşmesi daha dikkat çekici yanı ve önemi vardır.Çünkü lüks yaşamı basite çekmek gerçekten zordur.Basit yaşamı lükse çekmek ise kolaydır.

Hayatın neresinden bakarsanız bakın,farklı boyutlardaki düşünce tarz meselesidir egemen kalan.Mantık aynı mantık.Doğrusu Basit yaşa mutlu ol mantığıyla.

“Mutluluğa kestirme yol yoktur, bu bir bakış açısı meselesidir.”