Yaş 30 Hoşgeldin :)

Bu zamana kadar kendime verdiğim en güzel 30 yaş hediyesi bu mektup olacak ☺️

İYİKİ DOĞMUŞUM ✨✨✨✨☺️

Bir süredir “3” rakamının nefesini ensemde tüm hücrelerimde hissediyordum. Evet, o gün geldi çattı… 20’ler bitti sonunda ama çok da korkutucu değilmiş 🙂

Bu yaşıma kadar bolca düştüm, kalktım, Risk de aldım, denedim de, ağladım da güldüm de… Yani; yaşadım iyisi ile kötüsü ile çok güzel yaşadım ve bundan sonra da yaşamaya devam edicem ☺️güzel anılar biriktirdim,güzel insanlar hayatımda kalıcı olarak yer edinen güzel insanlar biriktirdim , yollarda olmak mesela düşünce tarzımı hayata bakış açımı değiştirdi çokta güzel oldu adımını attığım tüm yollara selam olsun daha nice güzel keşiflere 🙏🏻☺️

İyiki Doğmuşum çünkü ;

30 yaşıma geldiğimde, hayatın bana öğrettiklerini gözden geçirirken ilk aklıma gelenler şunlar oldu ,Hayatın, hepimiz için, tam da olması gerektiği gibi aktığını öğrendim. Ne bir eksik, ne bir fazla… Steve Jobs’ın deyişi ile geçmişe bakıp noktaları birleştiriyorum ve olumlu veya olumsuz yaşadığım her şeyin, bugünüme katkı sağladığını görüyorum. Bir düzen var ve işlerliğine güvenmek gerekiyor.Hayatın getirdiği ve getireceği her şeye açık olmak gerekiyormuş, bize her şeyi yaşatabiliyormuş. Kısacası akışta kalmayı öğrendim. En büyük başarılardan birinin kendim olmayı başarmak olduğunu öğrendim ve “acaba ne düşünürler?” diyerek ömrü geçiremeyeceğimi…Hayatın, siyah veya beyazlardan değil, grilerden oluştuğunu öğrendim. Hiçbir şey sandığımız kadar belirgin ve net değil. Sağlam bir “neden”im olduğu sürece, zorlukları göze alabileceğimi öğrendim. O “neden” kaybolana kadar vazgeçmemeyi, kaybolduğunda da vazgeç(ebil)meyi… Hayatın hiçbir zaman mükemmel olmayacağını, zaten bu beklentinin anlamsız olduğunu öğrendim. Mutlu olmak için mükemmelliğe ihtiyacımız yok ki.

Veeee en önemlisi Aile ✨onlar 30 yıllık hayatımın en güzel mimarları Allah başımdan eksik etmesin🙏🏻tabiki dostlarım hayatımda gerçekten değer verdiğim değer gördüğüm dostlarım çok Şanlısıyım ve iyiki varlar hep varolsunlar 🙏🏻

Anlicağınız öğreneceklerimin öğrendiklerimden daha çok olduğunu biliyorum ve şikayet etmiyorum bundan sonra öğrenceklerimden çünkü her yaşın bir güzelliği vardır ve bu 30 yaş bana saglıkla, umutla, mutluluk ile gelsin. Ve ‘AŞK’ en güzeli ile gelsin 🙏🏻✨

Son olarak Bu 30 senelik öğrenme serüvenime eşlik eden herkese çok teşekkür ederim.

Hello September

En sevdiğim ay. Sonbaharın başlangıcı. Serin havalar, güzelim yağmurlar. Hoşgeldin Eylül…🍁

Geçmişte yaşayan bir sonbahar yaprağı’mıydım bilmiyorum ama Eylül ayının kokusuna, beni rahatlatan serin rüzgarına, sarı yaprakların uçuşan sesine, hele o rengarenk rengine hayranım. Etrafın hoş bir kızıllıkta olmasına ise ayrıca bayılıyorum. Üstüne bastığım sarı kızıl yaprakların çıtırtısı ve her yerin kartpostal gibi olması bambaşka duygular yaşatıyor bana.🍂

En romantik, en hüzünlü, aynı zamanda en mutlu, en huzurlu, en dingin, en güzel ay… Hoşgeldin Eylül🍁

Eylül, mevsimlerin en güzel demlerinden biridir. Ağustos’un yakıcı sıcağından sonra esen rüzgarı, yaranın üstüne bir nefes üflemek gibi gelir insana. Yazın sıcağından bunalanlar, esen rüzgarın saçlarını okşayıp dağıtmasına aldırış bile etmezler. Eylül demek, yüreğe serpilen bir su gibi içimizi aydınlatan, yüreğimizi serinleten sakinlik ve huzur demektir.🍂

Hoşgeldin Eylül hüzünlerimi al huzurumu ver… Dökülen sararmış yapraklar gibi kararmış, paslanmış düşüncelerimi bir rüzgârınla süpür git…🍁

Kuşların telaşına bakılırsa, sarı yaprakların düşmesi ile başladı sonbaharın huzuru. Sıcaklar kıyı kentlerinde hala devam ederken, sonbahardan bahsetmek için belki erken ama kısalıyor işte günler. Sabahları biraz daha karanlıkta, biraz daha serin uyanıyoruz. Ağaçlar sessiz gibi dursa da, rüzgarla bir şeyler fısıldaşıp, söyleşiyor dalları. Biz fark etsek de etmesek de yaşamın dengesi ve uyumu her yerde kendini gösteriyor. Doğa kendi içinde yaşamın gizini anlatır.İlham perileri her yerdedir Eylül’de😊✨

Varsın güneş erken batsın, günler dakika dakika kısalsın. Şu büyülü Eylül ayının uzaktan ısıtan güzel güneşinin tadını çıkartalım. Rüzgarın bazen kaldırımlarda sürükleyip bir araya topladığı, bazen de sokaklarda sürükleyip dağıttığı turuncunun en güzel rengi ile boyanmış yapraklarına bakıp doğanın bize sunduğu ilahi mesajı hissedelim. Sonbahar yapraklarının kuruyan kısmına bakıp turuncusuyla hüzünlensek bile, yaprağının kıyısında kalan yeşiline bakarak yine umutlanalım.🍁

Aslında Eylül benim için bir ay değil, bir aylık ayrı bir mevsimdir” diyor Haşmet Babaoğlu.benim için Eylül, bir yılın başladığı aydır. nasıl ki rejime niyet etmiş birinin başlama günü hep pazartesi ise; benim kararlarımın vakti de eylüldür. yeni yıla hiçbir zaman ocakta başlamadım. hep eylüldü başlangıçlarımın tarihi. en sevdiğim şehrin, en güzel görüntülere büründüğü; normale dönüş zamanıdır. fazlalıklarımı, eksikliklerimi, azalmalarımı, coşmalarımı fark ettiğim; kendime dönüş zamanımdır. yaz severler için en kötü aylardan biridir belki; ama benim gibi sonbahar doğumluysanız istisnasız her yıl varoluş 🍁zamanınızdır. hazan sizin mevsiminizdir. hazansız ve hüzünsüz yapamazsınız.açılmış kocaman bir kucaktır eylül. yazın dinginliğinden, kışın sıcağından alır, ikisini harman eder açar kucaklarını. yaz ayları gibi değildir, bir şey vaat etmez; kış ayları gibi hiç değildir o soğukta sizi bir başınıza bırakmaz. mucizeler veremez her zaman size ama en iyi arkadaş olur kimi zaman, kimi zaman şefkatli sevgili, kimi zaman anne sıcaklığı olur, başınızı okşar, hayat bu der iyisiyle kötüsüyle; kendi gücünüzün, güçsüzlüğünüzün, hırslarınızın, amaçsızlığınızın, iyiliğinizin, kötülüğünüzün farkına varmanızı sağlar onun kollarında. bir de doğuştan melankoli hediye etmiştir tüm sonbahar doğumlu çocuklarına, ondandır böyle yazılar yazdırır durur uğruna.🍂çünkü güneşin yüzü soğuktur eylül ayında, ayrılık hüznü kaplar insanları, koskoca bir yazı daha geride bırakmışlardır. balkonlardan çekilmiştir insanlar betonarme kovuklarına, yollarda sarı yaprak ölüleri, dallarda yolunu kaybetmiş son kuşlar ve göğü işgal eden kara bulutlar, gözlerde ayışığı arayışı vardır. yollar daha bir yalnızdır geceleri.mevsimin hüzün kokan en sonbaharlı ayı. oluk oluk düş geçidi. bazı bazı sarmalanmış, bazı bazı yarı çıplak. rüzgâra kapılmış, uçan yaprakların arasından, ara ara gülümseyen güneş. dokunmaya kalkıştığında, içinin çekildiği, bir var-mış, bir, yok! öylesine sade ve güzel bir uyku arası düşü gibi benim için Eylül 🍁🍂

ve sen Yine Hoşgeldin Eylül ✨✨✨✨✨

Mükemmel Aslında İyinin Düşmanıdır

Sevgili Blog , sevgili okuyucu nasılsınız bakalım ?

En son yazımın ardından çokca zaman geçmiş,ne zaman bloğu boşlamicam daha çok üstüne düşeceğim desemde hep bir koşturmanın içerisinde buluyorum kendimi:) bunlara seyahatlerimde dahil dizimi kırıp oturduğum bir gün bile yok olsa bile ondada malak gibi yatıp duruyorum 🤣 Ama o kadar hengamenin içinde oturup düşünmek için baya bir fırsatım oldu 😉diyeceğim odur ki Bugün biraz plansız programsız bir şekilde dertleşmek niyetindeyim açıkçası bu arada yazıyı Damien Rice – delicate şarkısını dinleyerek okuyabilirsiniz yani dilerseniz buyrun başlayalım 🙂

Dedim ya düşünmek için çok vaktim oldu gerek yola cıktığım zaman diliminde olsun gittiğim yerlede olsun emin olun bolca vaktim vardı . Bu süreçte gerekli gereksiz herşeyi düşünüp kendimi bir hayli yıpratmış olsamda kendime dair farkettiklerim ve aslında bunların benim en temelde ki arızalarım olduğunu anlamak ve onlarla yüzleşmek bu süreci bir hayli anlamlı kıldı 🙂 Yahu insanın kaçtıkları ile yüzleşmesi biraz sancılı bir süreç oldu kabul ediyorum bu hepinize oluyordur eminim şimdi kandırmayalım birbirimizi nitekim bunları halletmem hala hallediyor olmam o sancıyı çekmeden feraha erilmeyeceğine inandığımdan kendi göbeğimi kendim kestim desem yeridir😄 hadi geçmiş olsun .Bunlar böyle çok karmaşık atomu parçalamak gibi şeyler değil tabi çok basit çoğu şeyler saçma sapan aslında hepimizde biraz var olan şeyler bazen kollektif bilinçaltımızın beslediği bazen çocukluğumuzdan gelen bazen büyürken farketmeden kendisini beslediğimiz arızalsr bunlar .Fakat hepimizin hayatını,başarısını,kararlarını bir şekilde etkileyen şeyler vardır mükemmel olmak gibi 🙂 ama baktığınızda o kadar da mükemmel değil örnek verecek olursak eğer hemen hemen her yaptığınız iş dünyanın en önemli işiymiş gibi gözünüzde büyür o işi bitiremezsiniz sürekli bir erteleme içinde oluruz ! Tamam sonra yaparım , yok yok bugün yapıcam aman ne olcak ki biriksin hepsini bir aradan çıkarırım vs vs yazılarımın birikmiş olması gibi sürekli erteliyorum sürekli okumayı bile erteliyorum ne tuhaf ne kötü işte bu erteleme hastalığı diye bilinen procrastination olayınızı tetikler ve kafanızı allak bullak eder. Bir işi bir birimde bitirebilecek iken on birim harcamak zorunda kalırız çinkü kafamız eksiktir aslında bizde eksiğizdir.Bir işi en doğru nasıl yapacağımızı bilmediğimizden o işten sürekli kaçarız.kabul edelim kaçtıkça agrezsonyumuz artar arttıkçada kendimize cevremizdekilere daha acımasız oluruz kafamızda hep birşeyler yanlış yapma ihtimali korkumuzu tetikler işte tüm bunların başında yatan hata yapma korkumuz aslında egomuza gelecek hasarlı ilişkilerdir 🤪 Ah tabi bunun içine bir de Aşk’ı aşık olmayıda ele alırsak bundan da kaçıyoruz erteliyoruz bla bla bla 🙂 Egolarımız o kadar güçlü ki yapılan her hatanın getirdikleri ile yüzleşmek canlı cAnlı mezara sokmak gibir bir şey olur 🙂 nefes alamaz hale gelirsiniz bir yandan bunlarla yaşarken aradaki tüm bu bağları çözmek uzun çok uzun zamanımızı alabilir ben çözdüm demiyorum ! Sadece biraz bağlantıların farkına vardım diyelim ama emin olun bu bile hiç kolay olmadı

Bahsettiğim genel arızaları şöyle sıralarsak eğer hepsibirbirine bağlı

-Mükemmelliyetçi olma, işi gözünde büyütmek, hata yapmaktan korkmak ya da korkmamak, sürekli kaygılı olmak ,kaçmak ertelemek işi bitirememek, kendine acımasız davranmak ….

Bunların hepsi birleşince çarpı etki yaptığından dolayı sonunda anksiyete ya da depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar ile neticelenir canlarım 🙂 Bu noktada savaşırken herkesi ayakta tutan şeyler başka türlü şeyler de olabilir 😊 dolayısı ile arızalarım ile başa çıkarken (sayacağım daha bir cok arızalarım var ) önemli olan önceliklerimle diğerlerini ayırt edip oradan hareket etmek benim için en iyi çıkış noktalarından birisi gibi geliyor 🙂 sonrada kendi kendime konusup duruyorum sonra böyle dertlerden sizde müzdaripsiniz varsın olsun sizin için de gelsin bu cümleler 😊

Bak kardeşim kimse mükemmel değil bende değilim yani mükemmeliyetçi hiç değilim olmamda sonuçta atomu parçalayacak halim yok sizinde yoktur diye düşünüyorum😃 burada alt tarafı dertleşip bir şeyler öğreniyoruz, ne olacak yani ? Sorun kendinize vallahi sorun şu soruyu kendinize en kötü ne olabilir ? Yapacaksın o zaman güzel güzel hatalarını kendine hata yapmak için izin ver hayat hatasız geçer mi güzel kardeşim ? Hata yapmadan uslanamazsın büyüymezsin sal gitsin bu sensin cunku ✨ baskalarina duydugub merhameti kendine niye duymuyorsun? Yeter mi bu kadar kendim , yeterse artik susuyorum ohhhhh be 🤣 bana kalsa daha çok uzatırımda sizi daha fazla sıkmayım diye burada sonlandırıyorum bu cümlelerin hepsini kapsayan tek ama tek bir cümle var onuda kamu ve oyunun önüne bırakıp gidiyorum

“MÜKEMMEL İYİNİN DÜŞMANIDIR ” Voltaire

Ruhsuz Bir Şehir

Ruhsuz ve beton şehirlerin yeşilinde açmış birer yeşiliz. Yeni bir umut, yeni bir yaşam, yeni bir zaman denemesiyiz Tanrının kutsal yaşam yansımasında.. Grileşen yaşamların, karanlıklaşan ruhların o rengarenk cehenneminde en yeşil, en kutsal renklere benziyoruz. Topraktan doğmuş mitlerin, betona saçılmış realiteleriyiz hepimiz yüzyıllardır!

Merakla beklediğimiz umutların, yeşilin bu çiğinde; merakla özlediğimiz mutlulukların, dağların temiz zirvelerinde yattığını bilemiyoruz. Bulamıyoruz yolumuzu, doğanın vahşetinin içerisinde kaybolmayı öğrenemediğimiz sürece. Yolculuklarımız kendi hapishanelerimize doğru, asla doğanın patikalarının cennet bahçelerine çıkan güzelliklerini yeterince tadamıyoruz; sonra da bizlere dünyanın cennetini parayla-şanla satmaya çalışanlara ikna oluyoruz, hem de kolayca.. Katlettiğimiz doğanın öcünün cehennemlerini yaşıyoruz, kah depresyonla kah karakter kayıplarıyla. Korkuyoruz hatta doğal olan şeylerden, yapay yaşamlarımıza öylesine derinlemesine bağlıyız hepimiz bu net !!!! Şehirleri renklendirebilen, balkonlarına çiçekler serebilenlere bile imrenerek bakıyoruz gariptir. Parklara sıkıştırılmış bol karbon ve monoksit kardeşliğinde yürüyüşlerimizi bile doğallık diye yaşamaya çalışıyoruz, saçmadır! 

  Doğasını kaybeden, mitlerde doğasını arayan realist insanlarız !!! Üzgün, yalnız, amaçsız ve başarısız birer yapaylık abidesiyiz. Bunun için kendinizi alkışlayın emi 😉 Kırılıyoruz doğasızlıktan.kırılılıyoruz Azizim nefes alamadığımız her bir gün için 💫💫💫

SEN SADECE BİR KARARTISIN.!!!

KİTLEYE HİTABEN…!

Naber Kitle 🤘🏻 sana bir şey diyim mi iyi dinle ;

İnsanların sana nasıl baktığını umursamayacaksın çünkü gördükleri kişi sen değilsin sadece bakanın görebildiğidir sen diye gördüğü kişi. Aynasın sen aslında ama farkında değilsin zaten bu yüzden insanların gözlerinin içine bakıyor ve onların söylemleri ile mutlu ya da mutsuz oluyorsun.Sen kendini ne kadar tanıyabildin ki bir başkasının seni tanıyıp değerlendirebileceğini düşünüyorsun?
Kendinin bile düşünmediği ve bekaretin gibi sakladığın gerçeklerin gölgesinde yaşarken nedir bu tasdik edilme arzun?

Sana sormuyorum çünkü yine kandıracaksın kendini biliyorum…Sen hep olduğun gibi görünmüşsündür ve aklından geçeni diline sürmüşsündür.
Merak etme yalnız değilsin hepimiz o iddiaya sarılmış aynı yalan ile sevişiyoruz.Hayır, bunun için kızmayacaksın kendine!!!!

Aslında senden istenilen insan olmak için mıncıklanıyorsun her daim.
Sevgilin ilgi dolu olmanı istiyor mesela.
Annen baban ise hayırlı evlat olmanı istiyor.
Arkadaşlarının bir kısmı daha çılgın olmanı isterken diğer kısmı daha efendi olmanı istiyor.
Öğretmenin başarılı olmanı istiyor.
Toplum daha ahlaklı olmanı istiyor.
Patronun daha çalışkan olmanı ama çalışanların daha eğlenceli olmanı istiyor.
Çocukların daha ilgili olmanı…

Herkes senden bir şeyler istiyor ve bekliyor.
Hayat dediğin şey bu insanlarla paylaşılan bir bütündür aslında ve illaki beklentiler oluşur.
Onu kırmamak için şöyle oluyorsun, bunu kırmamak için ise böyle.
Kendin olmaya çalıştığında her şeyin boka sardığı hissiyatına gark olup kimseye çaktırmadan kendi isteğinmiş gibi gözüken o kişiyi oynamaya devam ediyorsun.

O kadar kaptırıyorsun ki kendini insanların nasıl böyle rol yaptığını senin ise hayatta yapamayacağını söyleyecek kadar inanıyor ya da inanmak istiyorsun.

Sen derken bile mübalağa sanatını aşk ediyorum çünkü sen dediğim aslında biziz.
Sen dediğim; Sevgilinin, annenin babanın, arkadaşlarının, toplumun şekillendirdiği bir karaktersin ama bu karakter bile senin değil senin giymen için dikilip üzerine geçirilmiş bir elbiseden ibaret.Boğulmuyor musun o elbisenin içerisinde?

Elbette vereceğin cevaplar böyle olanların şöyle böyle olduğu ama senin böyle şeylere hiç tahammülünün bile olmadığı şeklinde olacak.

Gerçekten eleştirmek değil amacım seni çünkü sen nasıl sen değilsen bende aslında ben değilim.
Sana yazıyorum burada ama sen ben biz birbirine niye girdi zannediyorsun?
Ben aslında senim sen ise benim uydurduğum muallakta kalan bir karartı.
Belki bir gün alışverişe çıkıp kendi elbiselerimizi kendimiz alabiliriz…Bir gün seninle uzlaşacağız ama ne senin sabrın ne benim aşkım kaldı.

O Adam,

Bir adam hayatınızda nasıl var olur?, onu nasıl sever?, nasıl evet dersiniz bir ömür için? diye sorduğum birçok arkadaşım ve kuzenim var. Hiç birisi de bana elle tutulur bir yanıt veremedi. Bilemediklerinden, konuşamadıklarından değildi elbette. Üzerinde çok tartıştık durduk ancak neticeyi kalpten gelen o ses haykırdı. Biz, hepimiz duyduk.

Sonra Sibel Alaş söyledi “Bir Adam var düşlediğim benim mi bilemediğim, düşünüp düşümden ayrı kaldığım bir adam”  Yine hepimiz sustuk.

Sonra Sabahattin Ali aldı kalemi eline yazdı inci gibi tutkularını Kürk Mantolu Madonna‘ya giydirdi aşkın en derin sorgulanası kıyafetini. Dedi ki : “Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.” Ben de bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.”  Biz okuduk.

Özdemir Asaf durur mu tam bu an da patlattı şiirini “Benimle yaşlansana” dedi ve şöyle devam etti,

Kitap okurum, çay demler şiir yazarım sana.
Ha birde, her sabah için şükrederim, sonra gözlerine bakar “amin” derim.
Amin, bu günde gördüm seni, bu günde güzel geçecek demek ki…
Ben herkes gibi değilde, duam gibi severim seni, kalbimden, gönlümden kopan gizli saklı sözler gibi..
Kim duasını sevmeden diler ki? Biz dinledik

Aşkın filmi olmaz mı dedi Osman F. Seden ve başladı çekmeye Devlerin Aşkı’nı.

Gözyaşlarımız içimize doğru aktı dinlerken Moğolları; hepimiz kendimiz yazdık sözlerini üzerine, yüreğimize O Adam’a doğru.

Bir Demet Papatya

 Papatya demeti… Baharın geldiğinden haberinin olmadığı bir gün karşılaşmıştı onlarla. Havanın da kendisi kadar karışık olduğu bir gün… Kafasındaki düşünceler sanki daha önce hiç bu kadar gürültülü olmamıştı. Kalbi hiç bu kadar kararmamıştı sanki. Birkaç dakikalığına hava almaya çıkmıştı susturmak için düşüncelerini. Yağmur yeni yeni yağmaya başlamıştı. İşte her şey o kara bulutların altındaki papatyaları görmesiyle değişti. Bir mucize oldu. O çok özlem duyduğu geçmişine, belki çocukluğuna gitti bir an. Huzurun ne demek olduğunu hatırladı sanki uzun süre sonra. Değişti; günün geri kalanı değişti, yarını değişti, ertesi günü çok değişti. Özüne döndü sanki…

    “Yüreğin bir volkansa eğer, avuçlarında papatyalar açmasını nasıl umabilirsin?” demiş Halil Cibran. Açmıyorsa bile açıyormuş gibi yaparız biz de. En azından bir süreliğine… Belki gün gelir, sadece bir papatyanın hayali yeter yüreğimizin volkanını dindirmeye. Volkanlar utanır bu güzelliğe engel olduğu için. Belli mi olur, gün gelir papatya hayaliyle yanıp tutuşan avcumuz, bir demet papatyayla dolar.

    Papatyalara kim ne anlam yüklerse yüklesin, papatya hep saflığını, temizliğini korudu. Şiir misali, her okuyan farklı bir şey anladı, herkes farklı bir anlam gördü onda. Sadece bazen biz değişiyoruz, kafamız bulanıyor gönlümüz sessizleşiyor belki, daha gösterişli şeyler peşinde koşmaya başlıyoruz. Bu hiçbir beklentisi olmadan, yeryüzüne umut saçan küçük ayrıntıları göremiyoruz. Fazla olan her şeyden başımızın döndüğü anlarda ise yine çiçeklerin en mütevazisi koşuyor yardımımıza. Kendimize getiriyor bizi.“Papatyalarla hoş geçin, dalı incitme gönül.

Bir küçük meyve için, dalı incitme gönül.

Başın olsa da yüksek, gözün enginde gerek.

Kibirle yürüyerek; Yolu incitme gönül.” -Yunus Emre

Papatyalarla hoş geçinmek… Belki bunu yapabilsek gerek kalmayacak başka söze. Asıl güzelliğin küçük olmak olduğunu unutmasak, aslında hiçbir dal incinmeyecek. Hiçbir yol da incinmeyecek,  asıl güzelliğin kendi özünde olduğunu fark edip çıkarıp atsa şu kibrini insanoğlu. Özüne ulaşmanın, küçük olmanın en güzel ipucunu Yunus Emre söylemiş: volkanları utandıran papatyalarla hoş geçinmek… Bir avuç dolusu papatyayla hoş geçinmek…

    Bir demet papatya toplamak… Sanat mıdır bilmiyorum ama mutluluğa ulaştıran mucize gibi bir şey.

Anlamlandıramamak

Yahu bizi kuşatan öyle bir sistem var ki biz debelendikçe , çabaladıkça o bizi dibe çekmek için vay efendim sinsi sinsi planlar yapıyormuş muş olduuuuuuu … uzun zamandır yazmamak hatta yazamamak aniden bir patlamaya sebep olabiliyor lakin şu anda olduğu gibi 👀👀

Bizler acayip değişik insanlarız vallahi bak 🙄 Hani bizi bir yapan duygular var ya, işte onlar bizi vezir de ettiği gibi rezil de edebiliyorlar. Mutlu bir anında ölçüyü kaçırarak haddini ve edep sınırlarını aşan insanları ya da özdeğeri ve özgüveni düşük olduğu için haksızlıkları çekip sineye çekilerek ezilen ve kendini ezdiren insanları da görmüşüzdür.

Konu zıtlıkların dansına sahne olan ve bu kutupsallık prensibine göre işleyen evrende denge noktasını bulmak.Kendi içinde dengede olmak, diğer insanlarla iletişimde ve ilişkide ölçülü davranmak ve hayatın ya da evrenin akışı ile ahenk içinde olmak.Hani hayat bazen ne yaparsanız yapın sizi başka bir yöne sürükler ya, işte o zamanlarda hayatın sizin için planları vardır ve aktif çabayla hayatın siz götürdüğü yöne teslim olmak en doğru iştir. İronik değil mi? Kendini hayatın ve evrenin merkezinde gören insan, hayatta her şeyi kontrol ettiği hadsizliğini yaşarken bu gibi durumlarda haddini, aczini, fakrını edebiyle anlar. Örnek mi istiyorsunuz? Başına hiç beklemediği bir felaket gelip hayatları alt üst olanlara bakın. Kadim zamanların firavunları gibi kumdan kaleleri ve maskeleri bir anda düşer. Beşeriz, haddimizi bileceğiz o zaman.

Sosyal takdir, onay, ispat gibi ihtiyaçlarımız mevcut benlik algısından farklı bir şekilde kendimizi ideal benlik dediğimiz bir benlik halinde dışarıya ve dış dünyaya projekte etmemiz ile sonuçlanıyor. Bu durum kısaca insanın içi ve dışının bir olmama hali. Hele bir de bu ideal benliklerini daha henüz içsel ruhsal çalışmalarını yapmadan üst benlikleriymiş gibi göstermeye çalışanların ise haline üzülmemek mümkün değil. Bir hayal alemi içnde yaşar ama bunu bile bilmeden yaşar giderler. Bunu onlara gösterenleir de uzaklaştırırlar.

Daha fazla, daha fazla adına… Birbirimizi yemekte, kırmakta devam etmekteyiz. Devir daim yapan makineler gibi hırs ve ihtirasların çarklılarında ezilip gitmekteyiz…

Anlayabilmek zor şey , anlamlandırabilmek daha zor.Herkes herşeyi hemen anladığını sanır. Oysa karşıdakinin ne hissettiğini ,ne düşündüğünü anlamak zordur. Anlamlandırmak daha zor.Anlamlandırmak karşıdakinin anlattığı şeyin, hissettiği , düşündüğü şeyin neler olduğunu hem hissetmek hemde daha derine inip onun kişiliğiyle, yaşadıklarıyla bağlantı kurmaktır. Anlamlandırmak daha iyi anlamaktır aslında Anlatanla değilde anlatılan hikaye , olayla konuşmaktır aslında. İnsan yaşadıklarını anlayana değilde , anlamlandırabilene daha çok anlatır. Keşfetmek ister yaşadıklarını. Başka bir göz , başka bir bakış açısı , başka bir kalp , başka bir akıl başka başka düşünceler duygular demek.Başka çıkış yolları da umut demek. Anlamlandıran insanlara öyle bir anlatırsın ki kendini beni eleştir, benim yanlışlarımı söyle, yüzüme yüzüme vur dersin. Değişim için anlamlandırılmış olmak lazım. Yaşadıklarını , duygularını, düşüncelerini. Bazen insanları anlamak yetmez. Anlamlandırılmak isterler. En önemlisi de insan ne zaman anlamlandırırsa kendini de anlamaya başlar…

O yüzden mükemmeli yakalamak için o hiç gelip gelmeyeceği belli bile olmayan mükemmel olacağın günleri ve halleri bekleme sevgili dostum baştan söyleyeyim…!

Zaten hayatta mükemmel olmayan bir şey yok ki. Sanıyor musun ki bu kainat*ı muazzama da tek bir saç teli bile rasgele oynar. Her şeyin bir sebebi vardır ve bil ki ne yaşıyorsan ten kafesindeki ölümsüz ruhunun bu fiziksel alemde olgunlaşması için yaşadığın bir sınavdır. Sınavlar bazen cemali bazen de celalidir. Bak, yine evrendeki zıtlıkların dansını görebiliyor musun?

Bu arada öyle insanlar vardır ki, bize olmaması gerekeni izleyerek öğrenmemize yardım ederler. Hayat işte, her şekilde ayna tutuyor bize. Bazı insanlar kendilerini herkesten üstün gören bir müthiş kibire ya da narsist bakış açısına sahiptir ve bu hadsizliklerine rağmen kendilerini idealize ettiikleri o ideal benlik projeksiyonunu her an yaşıyor gibi davranırlar. Bu da ilk başta güç kullanarak onlara baş eğen zayıf ego durumundaki insanları va ya onlara adabı ve edebi gereği bulaşmayanlar karşısında sahte zaferler kazandırırken, bir süre sonra hak gelip batıl zayil olur. Kendini gerçekleştiren bir kenahet gibi kendi kendilerini kibir ateşleriyle mahvederler.Tüm kötü karakterler ve kötülükler tüm güçlerine rağmen iyilik savaşçısı olan üstün yenenekli yiğit ve mert kahramanlar tarfından elbet mağlup edilir. Evren her daim zıt kutupları dengeler. Konu yine döndü dolaştı denge noktasına geldi.👀

İnsanlığın manevi yüzünün kâr etmediği, materyalist düşüncenin ve düzeninin gereği olarak, “para”, “hırs”,“madde” üçgeninde çok fazla çalışıp, bu arada diğerlerimizi ezmek ve onları kulvar dışı bırakmak adına, güç konseptinin her türlü alternatiflerini göstermekten, arka kalmadığımız kaybedilmiş zaman diliminde;

Aslında bakarsanız bir şey kazandığımız yok…

Dedikodu yapmaktan, aldatmak/aldatılmaktan, boş boş umutlar vermekten, yapamicağımız şeyleri söylemekten başkalarının başarı ve mutlulukları ya da yıkımları üstüne yaşam tesis ederken, ıskaladığımız gerçek ne biliyor musunuz?..

Kendi yaşamımız..!

Yaşam tükeniyor…

Siz siz olun hayalleriniz ve hayatta ki amacınızın farkında olun ve şu kısacık 2 göz kırpış kadar olan yaşamda bunları gerçekleştirmek için hayal ettiğiniz o bilgi, beceri ve yeteneklerle donanacağınız günleri beklemeyin ya da henüz olmamış şeyleri planlamak için müthiş bir enerji harmacayın. çabalayın ancak, yapmanız gereken tek şey yaşam amacınızı ve değerlerinizi bilmek ve bunlara göre yaşamaktır. Elbette ki plan yapacak ve strateji de kuracaksınız, ancak az planlayın ve yaşam amacımız ve değerleriniz ışığında yaşamak için daha fazla zaman harcayın. Kafanızda yaşamayın, hayatın içine çıkın ve tüm cemali ve celaliyle hayatı yaşayın. Bir gün Hakk’a yürüme zamanı geldiğinde yapamadıklarınızın pişmanlığıyla ayrılmayın bu dünyadan. Kaçan zamanın telafisi yok. Her an bu hiç bitmeyecek sandığımız hayat bitebilir ya da her an devam edecek sandığımız sağlığımız, imkanlarımız bitebilir.

Kusura bakmayın uzattım biraz ama demiştim size bir patlama durumu söz konusu diye 🙂 ayrıca bu düşüncelerimi her konuya çekebilirsiniz her bir telden çaldım çünkü anlamak isteyene tabi:)

Sevgiler güzel insanlar 🙂

Biraz konuşalım . Sahi İyimi Geceler??

Şu ara gece yazıları bir moda oldu bende.
Hani ben gündüz insanıydım, noldu bana?
Söyleyeyim gece üretkenlik, gece bunalım demek. Yani üretiyorum’un arkasına sığınanlar size söylüyorum gece de bunalım var.
Karanlık ışık yakmak zorundasın, müzik, kahvesi,şarabı sigarası dünya kadar masrafı geleni gideni terellelliler alemi yani 🙂

Oysa gündüz öyle mi hayır tabi gündüz ışık demek, hareket demek, bereket demek ohooo uzarda gider 😀
Ee ne oldu sana dersen sevgili bloğum, , okuyucum.

Bilmiyorum.
Şu ara pek bir durgunum mesela bu akşam kekinden tut kurabiyesinden saçma sapan mutfak denemeleri yaptım halbu ki severimde böyle mutfak işlerini:)))
Kalktım sana kek yaptım. Yok kendime yaptım. Yedim de yedim.
Güzel de olmadı zaten, neyse.  sanırım
Sevgimi mi katmıyorum hmmmhh?
Neyse, ne diyordum biraz heyecansızım bu ara.

Yeni yıl geliyor mesela, her sene şahane planlar yapan ben bu sene bir durgun, narin, ammaan banane tadında. Tokatlayın beni!

Her güne bir olay var aslında,anlatacak çok şey var mesela muhabbet edecek çok konu var. Ama benim bu ara mouse’um kötü.. Mouse özel kelime değil, hatta İngilizce.. Çok saçma cümlede kullanmam.. Zaten bahsetmek istediğim  mouse da değil. Klavye diyecektim. 😀 Şöyle ellerimde, parmaklarım arasında kayan bir klavyem olsaydı, ben daha fazla yazmaz mıydım? Yazardım, her sabah her akşam yazardım, iki kek iki kahve bir kitap fotoğrafı da koyardım, şak şak bir instagrama tag yapardım, ne güzel olurdu.

böyle abzurd bir yazı oldu işte 🙂 diyorum ya durgunum diye saçmalamak geldi sadece içimden hepsi bu 😀

görüşürüz sevgili Blog’çuk 🙂



Hoş Gelecek Misin 2019?

 En erken yeni yıl yazısı dedikleri bu olmalı heralde 🙂 Aklımdan ve yüreğimden geçenler şuan  bu yazıyı yazmama engel olmasın istedim aslında hepsi bu 🙂 Başlarken söylemeliyim, bu yeni yıl yazısı her senekinden farklı olacak.
Adettendir yeni yıl gelir başlarız yeni hayallere yeni telaşlara. Yeni kararlar alır yeniden başlarız kendimizce hayata. Adı yeni bile yenilenme hissi uyandırır bizde yeni yıl. Aslında aynı devam eden günlerimize adı yeni olan sihirli bir el dokunmuyor malesef. :))))

Bu çok geç kalınmış ama her sene her sene birikmiş bir yaşta 29 olmanın güç ve büyüklüğüyle sana haddini bildirmek üzere yazılmış bir yazıdır.
HEY SEN yeni yıl ayağını denk al!!!! Birazdan yazacaklarımı okuduğunda gözüne yumruk yemiş gibi olacaksın. Bacadan giren Noel baba  denilen efendi poposuna bi odun yiyecek, geyikler midir nedir karda kızak kaydırırken aslanlara yem olacak. Bu sene maymun gözünü açtı arkadaşım. Yok öyle aval aval seni beklemeler. 😀


Beni dakika bir gol bir bir yaş daha eskiterek mi yeni yıl oluyorsun 😀 eskiden tekrar 18 oluyum, yok üniversiteye tekrar gidiyim, yok evleniyim, yok anne oluyum derken seni bekledim de artık bi dur yani. Önceleri keyifli geliyordu fakat bi “noluyoruz yani” dedirttin bana en son. Aldırdın başımı gidiyorsun. Farkında mısın bilmiyorum ama nerdeyse 30 yapacaksın beni. Senin benden zamanımı hayatımı çalan, yaşımı bir daha artıran boş bir zaman diliminden başka birşey olmadığını aha da bu 29. yaşımda öğrenmiş bulunuyorum.:D 
Bu 29 u sana inat bak nasıl geçiriyorum:D
neyseki bu gidişe bir dur deme vaktinin gelip de geçtiğini farkedebildim.:D:D Bu kadar güldükten sonra biraz ciddileşelim 🙂

diyeceğim şu ki : İnsanoğlu hep umut arayışı içinde. Umutlarını yeni bir güne, olaya, olguya bağlamak da isteklerimize, umutlarımıza koyduğumuz en büyük çizgi. Mesela günü kötü geçen biri “Yarın her şey güzel olsun”dilekleriyle başını yastığa koyar. O andan itibaren başlamaz dileği çünkü zaman bize fırsat veriyorsa biz de zamana bir şeyleri onarması için hem de kendimizi dinlendirmek için süre belirleyerek umut bağlarız. İyi insanlar olduğumuz buradan belli aslında 🙂

Zaman hayatımızı saatlere, günlere, aylara, yıllara bölerken bize aslında umudumuzu için çizeceğimiz sınırların neler olduğunu belirlemiş ve seçimi bırakmıştır. Her yıl kimsenin itiraz edemeyeceği, rutin olarak, istemsizce dileklerimizi bağladığımız en belirgin zaman ise yeni yıl! Yeni yıl teorik anlamda takvimin değişmesinden ibaret olsa da bizler bilinçaltımızla manevi anlamlar yüklemeyi çok severiz yeni yıla. Yeni yıl demek çoğu insan için eğlenceden, tatilden ve alışıla gelmişlikten ibaret de olsa evinde mandalina yiyen, pijamalarıyla televizyon izleyen, o günü umursamıyorum diyen insanlar için de anlam içerir:)))

Hani denir ya yeni yıla nasıl gireceksin diye. Yok efendim nasıl girersen öyle devam edermiş.

          Yeni Yıl Umuttur 🙂  Bir önceki yıl yapılamayanlara hüzün ama aynı zamanda yapılması istenilenlere sessizce gönderilmiş enerjidir.


.
Yeni Yıl aslında kendimize sorduğumuz ve cevabını alsak da hep aksilik çıkacak en belirgin sorudur. Bir ay öncesinden planlar yapılır. Hatta birine söz verilir ve söz verildiği andan itibaren Murphy’ye rahmet dilercesine bir çok yerden “Keşke söz vermeseydin birlikte kutlardık” cümlesi duyulur. Yeni yıla yaklaşıldıkça planlar, rezervasyonlar yavaş yavaş nedenli veya nedensiz fark etmeksizin iptal olmaya başlar. Planları iptal olduğu için afallayan şahıs kendisini ve günü kurtarmak adına “Birlikte kutlardık” diyen kişilere yönelir. Ama o da ne? Herkes planını yapmış. Yani herkes bir yerlere eğlenmeye gidecek ve size haber verilmeyecek. Ne acı değil mi?
Bu yeni yılın uğursuz olacağının sinyali değildir. Gelirken sana bak bu plan yaptığın kişiden uzak dur, yarı yolda kalırsın diyerek ilk iyiliğini yapma şeklidir. Ama o anki ruh haliyle isyanlar, şimdiden başladık kötü bir yıl geçirmeye demeler, yeni yıla yalnız gireceğim diye ağlamalar başlar. Sorun bu değil ki. Asıl mesele yeni yılın bize yalnız gelmemesi. Eğer yeni yıl bana kuru kuru bir ön kutlama gösterip arkasından umutlarımı getirmeyecekse, en lüks mekanda extreme eğlencelerle benim ona gitmemin anlamı yok. O bana neşeyle gelsin evimde uyusam da. O beni düşünsün. Önemli olan yeni yıl bana yalnız gelmekten çekinsin.


Yeni yıldaki hedefler ve beklentiler aslında değişim isteğidir. Değişimin ilk adımı ise değişime bağlılıktır. Tek bir sözden ibaret temenniler, değişimi getirmez. Değişim için ona bağlanmak gerekir. Değiştiğimiz de muhakkak karşımıza sorunlar çıkar. Çünkü her değişimin yararı kadar zararları da vardır. Değişmemenin de zararları olduğu kadar, yararları vardır. Örneğin sorunlu bir ilişkinizi bitirdiğinizde rahatlarsınız ama yalnızlığın verdiği acı da karşımıza dikilir.İşte buradaki temel soru; Değişim sonucu karşımıza çıkan sorunlarla başa çıkma stratejimiz var mı? Bu sorunları yeni yıl halletmez, biz halledeceğiz. Bu nedenle yeni yılda “ben şunu yapacağım…” derken, karşılaşacağımız sorun için çözüm planımızın da hazır olması gerekir.
Şeytan Bunun Neresinde?
Müslüman ve batılılaşan bir toplum olduğumuz için her yıl başında yeni yıl kutlamak günah mı? isimli mesajlar alır, söylemler dinleriz. Yeni yılı sadece din kalıbı görmekle ilgiyi konuya değinmek istemiyorum. Söylemek istediğim şey sadece şu: Bizler umut bağladığımız için yeni yıl güzel. Takvimin değişmesine rağmen hala hayatta olduğumuz için, daha canlı, daha heyecanlı ilerlemek istediğimiz için; umutlarımızı canlı tutacak bir zaman çizgisine ihtiyacımız olduğu için güzel. Koskoca bir yılı yorgun bitirsek de güzelliklerle Şebnem Ferah’ın dediği gibi yeni yıla “Sil Baştan” gitmenin, solan yapraklarımızı yeşertmenin hiçbir noktasında art niye göremiyorum ben 🙂

Bu yıl bizlere … Evet, bu yıl başta hepimize  sağlık versin, huzur versin, sevgi versin, para versin, başarı versin… Liste uzar gider. Çünkü her insanın dileği farklıdır. Hastanede iyileşmeyi bekleyen adamın isteği Santa Hat takıp sokakta “Happy New Year” diye bağırmak değil yeni yıl da sağlığına kavuşarak bir sonraki yılı hastane dışında karşılamaktır. Huzurunu kaybetmiş bir ruh için öncelik yeni yılın huzur getirmesidir. Daha doğrusu huzurunu çalıp götüren şeyi yeniden kendine vermesidir. Sevgilisinden ayrılıp huzurunu da bitmiş bir aşkla birlikte gönderen kadının yeni yıldan dileği ekstra kalıcı pahalı bir kırmızı ruj değil, ekstra kalıcı ve huzurlu bir aşktır. Tamam, kırmızı ruju hep isteriz; özellikle yeni yılda ama bu kendimizi iyi hissetmek için kullandığımız bir araçtır, amaç değil 🙂

Hoş Gel Yeni Yıl
Lütfen güzelliklerle gel. İyiliğe, bencillikten arınmış, başarılarla, sevgiyle dolu dünyaya o kadar çok ihtiyacımız var ki…

Hoş gel lütfen. Hasta yataklarında sağlık dileyenlere şifanla gel.
Hoş gel lütfen. Kalbi kırılanlara yara bandı ol.
Hoş gel lütfen. Gözü bencillikle sarılmış merhamet olanlara güneşin öyle bi doğsun ki perdelerini isteyerek açsınlar.

Hoş gel lütfen. !!! Hoş gel ki geri sayım yaparken o an hissedelim güzel şeyler olacağını. Ertesi güne karamsarlıkla değil güzelliklerle uyanacağımızı bilerek uyuyalım.
Hoş gel yeni yıl, umutlarımızı bağladığımız tarih bizi üzmesin. Biz sana yalnız gelsek de, seni binbir üzüntümüzle karşılasak da sen bize hoş gel.
Sen hoş gel, söz veriyoruz gerisini biz halledeceğiz.
Şimdi bu iyi dilek fenerlerini kalplerinden sana doğru uçuran insanları üzecek misin, yoksa hoş gelecek misin 2019?

Tüm kalbimizle güzelliklerini bekliyoruz. Bizce hoş gelmelisin 🙂

 

%d blogcu bunu beğendi: