Denemeler

Sevgi’nin En Taze Evrimselleş miş Hali

Ne haber sevgili blogcuk

Gel bak sana ne anlatcağım; gerçi sen yine burnumun dikine yürü ya kulum diye gittiğim için biraz kızacaksın ama olsun beni biliyorsun severim lafımı esirgememeyi 😀

söz bak az olacak öz olacak ^^

Sevdasını her daim dilinde taşıyan kitlenin imamelik makamında raks etmesi aslında ötmeyen kuşları sevenler cemiyetinde onursal başkan olması kadar ayrıcalıklı ve hayatidir.Herkes birini bulmuş seviyor.
Olmadı mı?
Diğerinde deniyor şansını.Sevda dediğimiz şey zaman ile sevişerek mutasyon geçirmiş olsa gerek ya öncekiler sevda değildi ya şimdikiler.Aslına bakarsan Leyla’nın Mecnunu terk etmesiyle birlikte sevda dediğimiz şeyde terk etti dünyayı en azından bir kuyruklu yıldızın kuyruğuna takılıp gitmiş olabilir.Sevda yok ortada aslında sadece yere serpilmiş sevda kırıntıları var ve kimsenin umurunda değil yaşadığının ne olduğu.Hal böyle olduğunda kırılıyor insanın hayalleri zaten çıplak ayakla üzerine bastıkları kırık hayallerdir bu yaralarının sebebi.

Ne demiş Victor Hugo Abimiz?
“Seni o kadar çok hayal ettim ki artık bir hayalsin.”

Ne bu zamanda yaşanan sevdalara eleştirim ne geçmiştekileri yüceltmek.
Neden bunu mevzu ettin kendine yazacak bir şey bulamadın mı deme.
Üzerine düşün istedim ve düşünmeye başlaman için farklı pencereler açtım sana.

Tenin ruha yabancı olduğu bir devirde bu makamdan mevzuyu izah etmek ne derece idrak olunacak o da ayrı bir muamma işte …. Haydi Hayırlısı …!!!

Denemeler

İç Sesime Kulak Veren…

 

 

Yerine kimseleri koyamayacağını sanıp, belki de aldandığın kişiler olacak hayatında. Ve sen uslanmadan acı çekmeye devam edeceksin… İşte o zaman anlayacaksın yaşadığın şeyin aşk olduğunu.Sahiplenmeden seveceksin… Unutma ki, sen bile sana ait değilsin. Bakmayacaksın da öyle rengine, cinsine… Gözleri mesela… Yetecek onu deli gibi sevmene…

Yolda yürürken kızmayacaksın mesela ona baktıklarında… Hem zaten dert de etme… Bulduğu müddetçe o sende aradığını, devam da edecek yanında kalmaya… Merak edeceksin ama vermeyeceksin kendini ele… En çok da kendine.

Hatırla bak… ‘İyi ki nefes alıyorum’ dediğin zamanlar, sevildiğini bildiğin o anlardan ibaret. ‘Zaman dursa şu an’ dediğin anlar da hep tekrar özlem duyma korkusundan.

En güzel anında bile terk etse seni, karışmayacak kafan çok fazla. Çabuk toparlanacaksın. Olmuyorsa da… Acı çekmenin bile derinlerde bir yerde sana haz verdiğini kabul edeceksin. Onu yaşamayı bilecek; yaşarken yazacak çizeceksin belki de…

Kötü bitiyorsa bir gece, ertesi sabah uyanmak için bir nedenin olacak… Bulamıyorsan da, zorlanmayacaksın daha fazla. Son demeyeceksin belki ama bitmesinin yeni bir kapı açacağını hatırlayacaksın. Var herkesin bir alıcısı da, sen ne satıyorsun ona karar ver.

Aşağılanma pahasına, bileceksin eskileri yok etmeyi. Ancak denk gelir de bir gün… Mutluluğu, senin mutluluğundan daha önemli olacak kişiyi bulacak olursan… Kaçırma sakın. O’dur işte senin hayat arkadaşın.


Seni ‘nasıl olsa cepte’ görenler de olacak. Unutma, sen istedin zamanında o cebe girmeyi. Becereceksin şimdi girdiğin gibi de çıkmayı.

Uğruna emek verdiğin kimse aslında seni hayal kırıklığına uğratmadı. Kabul et, sorun senin kendi hayallerinde. Sorun senin kendi zafer tanımında.

Sana ‘en kötü günümüz böyle olsun’ değil, ‘en güzel günümüz böyle olsun diyenler’ gerek. Çıkar diğerlerini hayatından. Unutma ki çok da umurunda değilsin zaten onun bunun. Sen önce kendi kendinin umurunda ol.

Anlaşıldığını hissetmek! İnsanoğlunun en çok arzuladığı şey işte bu olmalı. O zaman öyle dostlar edin ki, leb demeden sen, anlasın onlar lebleyi. Anlasınlar da, bilsinler de sana çaktırmadan hala dinlemeyi.

Yeni arkadaşlarını ‘neden’ yerine, ‘neden olmasın’ diyenlerden seç… Göreceksin bu bile tek başına yetiyor hayatı daha eğlenceli kılmaya.

Rahatsız olduğun her şey kendine bir ayna esasında… Tanı onları. Tanı da, elindeki güç başkasını değil, sadece kendini değiştirmeye yetiyor. Zorlama.

Zayıf yanlarını görür endişesiyle insanlarla yakınlaşmaktan korkma. Bırak kim neyi görecekse görsün. Dedim ya, insan kendine bile yabancı.

Gelecek için endişe duymaya devam ediyorsan, yetmemiş demek ki… Yaşadığın pişmanlıklar seni değiştirememiş. Hataların veya hayallerinle ilgili de artık senle konuşan kimse kalmadıysa, senden vazgeçtiler demektir… Ya mekan değiştireceksin, ya da kendini.

Tek bir kişi bile olsa, biri senin varlığından ötürü daha rahat nefes alsın… Kafayı her yastığa koyduğunda da, ‘yeni güne uyanabilecek miyim’ diye sor. Göreceksin, uyanıkken aldığın her nefesin değeri artıracak.

Değer vereceksin yaşadıklarına da, henüz yaşamadıkların olacak hep seni daha fazla hayata bağlayan. O yüzden yaşarken aç be gözünü kardeşim. Bak tam şu saniye mesela… Bitti işte o an bile.

Meydan oku! Ona buna değil de, kendi hayatına… Yapabileceğin halde bugün yapmıyorsan, erteledin bak yine yaşamayı… Yok işte yaşayacağın başka bir hayat. Çık dışarı, bırak kendini sokağa. Şimdi…

Uğruna ölmeyi göze alacak bir şeyin yoksa veya bulmak adına bugünden harekete geçmiyorsan, yokluğunun da pek önemi olmayacak. O yüzden dene her şeyi en az bir kez… Dikkat et bak, bugün sana en unutulmaz anları yaşatan şeyler, geçmişte yapmaktan hep en fazla korktuğun şeylerdi… O zaman korkma artık. Yeter! Ölme, yaşa…

Bir ömür yetmiyor ki kendini keşfe… Gerek de yok o yüzden filozof falan olmaya…

İnsanların kahrını çekip delireceğine, sen delir, onlar senin kahrını çeksin. Çünkü kendini bir şey sanmazsan, kaybedecek şeyin de olmuyor.

Ancak öyle bir hayat yaşa ki, bitmesin anlatacak hikayelerin… Ve yeniden dünyaya gelsen, yine ‘kendin’ olmak iste… Sevdiklerine verebileceğin en değerli hediye, sadece daha mutlu bir sen. O yüzden hayat senle oyun oynayacağına, sen onunla oyna…

Ha unutmadan! Biliyorum… Bunları okumak sana öyle çok da fayda falan sağlamayacak. İlla ki yaşanması gerekiyor çünkü. Hem zaten ben… Hiçbir şey hakkında artık eskisi kadar emin değilim ki.

O yüzden, geçeceksin bunları! Sen kimseye kulak asmadan, rüzgara karşı uçabiliyor musun ona bak.

Hadi ben kaçar…
Sen de iyi bak kendine…..

Demiş Tunç KILIÇ ……

Denemeler

Tek Çizgiye Sahip Matisse Kadını Olmak

Terazi Kadınıyım.Okuyorum çokça lâkin rüzgâr nereye savurursa. Hayal ediyorum ve yazıyorum yeri geldiğinde. Mesele kalem olduğunda ne kadar dolandırsam da lâfı; iş konuşmaya geldiğinde direkt olmak her zaman kazanıyor bende. İnsan ne söyleyecekse açık ve net olmalı. Mesela Tek çizgiye sahip Matisse kadını olmak isterdim…Şarabı severim. Sevmekle de kalmam ruhuma taşırım. 🍷…Mumlar ve tütsüler romantizme alet edilemeyecek kadar kutsaldır. Ve Kokular elbet bir o kadar kutsal. İnsan sırf bu yüzden her şeyden evvel, her şeyi kokularıyla hatırlamaz mı zaten? Anların kokuları, insanların kokuları, kitapların kokuları, şarkıların kokuları… Ve kokuların tatları elbet… Koku yoksa tat da yok… Didem Madak’ın, Elif Şafak’ın, Charlotte Gainsbourg’un, Şebnem Ferah’ın, Hüsnü Arkan’ın, Yeni Türkü’nün, Bülent Ortaçgil’in, Birsen Tezer’in, Sezen Aksu’nun bendeki yerleri çok çok çok özeldir. Aslında diyorum ki keşke yukarıda adlar sayıp dökmeseydim; çünkü illâ ki unutuyor insan bir diğerini. Eğer ki benimle sohbet ederseniz daha da öğrenebilirsiniz içimde sakladığım özel insanları. Nâzım Hikmet’e gelince;

ne kadar biricik ve özel olduğunu bendeki yerinin, bilen biliyor. Bu kadar sevmeme rağmen Nâzım Hikmet hususunda o kadar cahil hissediyorum ki!

İşte bu yüzden sürekli öğrenmeye uğraşıyorum. Öğrenmekten ziyade aslında bir yerde yaşıyorum onu. Aslan ve İkizler Burcu insanlarını öyle çok seviyorum ki; hani bunu da bilin. Şair olmak en büyük arzum değil lâkin bunun için sayamadığım kadar kırk fırın ekmek yemem gerek. Bir de zaten insan kendi kendini şair yapamaz bunu daha önce yazmıştım. Yazarak nefes alıyorum ki zaten bu yazıyı okuduysanız kelimelerimden bunu çıkarmış olmanız gerekir. Kendimi anlatmayı sevmesem ve hiç de beceremesem de yazma gereği duydum işte. Ve elime yüzüme bulaştırdım evet. Eminim ki, tabii eğer okuduysanız, kafanızda birçok soru işareti vardır. Sorabilirsiniz. Ruhum sizi severse seve seve sohbet ederim 🙂

Denemeler

Hayat Çok Kısa Kendin Ol Be Güzel Kardeşim!!

 

Saat 23:05…Güne başlayalı on  saati geçmiş ve ben hala yapmam gerekenleri istediğim her an yapabilirmişçesine öylece bir şey yapmadan bekliyorum.Uyuyacağım ve bütün maceracı kişiliğimi uyanınca bir kenara bırakıp,yapmam gerekenlerin havasına girmek için gerekli dış görünüşü yakalayacağım. Uzun zamandan beri yazmamak yitirilen bir alışkanlık hissini yeterince hissettirdi. Bu arada çok şey yaptım diyemeyeceğim sadece çalışmak çokca çalışmak:/:/ ve bolca şaşkınlık içerisinde kalmak hepsi bu….

Sevgili Blog  ;

Tanıdığımızı düşündüğümüz kişilere ” tanıyamamışım” sıfatını neden yapıştırırız ki zamanla? Aslında Hepimiz, bir denizi oluşturan su damlaları gibiyiz. Birbirimizle iç içe, birbirimiz olmadan bir denizi oluşturmamızın mümkün olmadığı ve birbirimize muhtaç. İnsan, sosyal bir hayvandır ve topluma muhtaçtır. Aidiyet hissiyatı elbette ki doğal bir durum ama aidiyetin içinde boğulup giderken unuttuklarımız ya da erteledikleri’miz zaman zaman hepimizin canını yakmaz mı?

Karşılıklı bir oyunun içinde buluruz kendimizi. iki tarafında toleransı yüksek, tahammül seviyesi yüksek ve yeni bir şey almış özeni olarak başlar bu oyun. Oyunun süresi 4 kırmızı kartta biter. Arkadaş, dost, sevgili ve tanıdık. Evet 4 kırmızı kartta biter demiştik en son 🙂 şu oyun uzatmalara kalmasın gözünüzü seviyim. Çünkü seyirci sahaya indiğinde o maç iptal ediliyor. Koşturmana, emeğine, ter dökmene ve kaybının ardından gelen gözyaşlarının daha acı verici oluyor. Düdüğü doğru yer ve zamanda sen çal. Sevgi emek ister. Herkesin düşüncesi birbirinden farklı evet gerçekten sevgi emek ister. Ama ne derece hangi fedakarlıklarla? Herkesin sevgiyi verme ve alma anlayışı birbirinden farklı. O bardağa bir damla daha su koyarsan taşar bir yudum eksik bırakırsan susuz kalır. Senin fedakarlık diye düşünerek yaptığın bir şey karşı taraf için ben bole yapmasını istememiştim ki gerek yoktu diyerek önemsiz olabilme olasılığı yüksek işte 🙂 Sen kendini kötü hissederek ‘ama’ ben senin için bunları bunları yaptım diyerek anlatırken ama ‘şunu’ yapmadın ki cevap aldığında. Ağlayıp zırlayıp kendi içine küsüyorsun. Aslında böyle bir durumda karşı taraf haklı. Sen adını ‘fedakarlık’ olarak koyduğun ve yaptığın davranışlar karşı tarafın beklentisi doğrultusunda değil, kendine doğru gelerek KENDİN için yaptığın hareketler oluyor..

Tamam Tanıştın, ortak muhabbetlerin oldu güldün, ettin derdini dinledin sen anlattın o anlattı. Bir şekilde kendi yolunuzu çizdiniz. Artık arkadaşsınız. Şuna inanıyorum ki her şey bir vesile ve her şeyin bir sebebi var kardeşim. Karşındaki insan senin aynan senin görmek istediğin ve görmemek istediğin yüzün. İlk başta duyduğumda bende anlamamıştım bunu. Nasıl yani görmemek istediğim yüzüm? Arkadaşım ve iyi anlaşıyor isem  eğer görmek istediğim yüzümdür o tamam. Görmemek istediğim yüzüm olsa arkadaş olmazdım heralde peh 😀 Hayır işte tamda orda yanılıyorsun dostum. Bir şekilde bir vesile ile hayatında herkes, eğer vesileler olmasaydı 100.878763763 milyar arkadaşın olurdu. Neden Güney Kore’nin bir semtinde oturan arkadaşın yok? Çünkü hayatında kesiştiğ’in bir nokta yok değil senin bir parçan yok diye düşünmelisin. Örneğin iş yerinde üst düzey birisi sen haklı olduğun halde gelip sana söylendi. Tabi ki senin içinde bunların bir sürü açıklaması çıkar. Yok efendim patron onu fırçaladı o da geldi sana bağırıyor. İt ite it kuyruğuna. Gecesi kötü geçmiş. Menapoz’a girmiş yok Antropoz’a girmiş sayar sayar durusun. Şu yönden bakmak hiç aklına gelmez belkide benim içimdeki huysuzu bana gösteriyor. Önce senin içindeki o huysuzu öldürmen gerekiyor ki etrafında huysuz insanları etrafından azalt.

Neyse Efenim benim çenem yine çok açıldı Yarın uyanınca umarım günlük planıma uygun hareket ederim; kolları sıvasam hemen hallederim duruşundan kurtulur kolları sıvarım. Araştırmalarım için vakit daralmakta ve kuluçka evresi içi kof bir kuluçkadan başka bir şey vermemiş vaziyette… Aktif çalışma, çalışma içindeki dinamiklerle yeni fikirleri ortaya çıkarır hadi hayırlısı ;

Şimdilik İyigeceler …..

Denemeler

Basit Yaşa Mutlu Ol !!! Bu Kadar Basit

Her insanın yaşamış olduğu günlük hayatı vardır.Günlük hayatımız mutluluk,basit ve sıradan bir yaşamın üzerine kurulabilir.Bazen sıradanlık ve basitlik insanların yaşam tarzını oluşturur.Toplum içindeki etkisi bazen acıtır,bazen ise basitliğin vermiş olduğu rahatlık vardır üzerlerinde.Kimileri lüks yaşam, kimileri ise hayatı inanılmaz fırsatları ile karşılaşır.Kimilerine güzel güler,kimilerine ise basit bir çerçeveden bakar,hayat.Basit yaşa mutlu ol mantığıyla.Düşünmek gerekirse,lüks bir yaşamın içinde yüzüyorsunuz.Hayatta ne istiyorsanız gerçekleşiyor.Mutlu olabilir misiniz? Bence mutlu olmak lüks hayat ile gerçekleşmez.Asıl lüks hayat basit yaşamakla olur bir gün dahi yaşarsanız.İçinizdeki yaşamış olduğunuz basit hayatın,bir gün lüks şekilde yaşanması bile,tutku ve isteklerdeki arzulara yenilir miydi acaba? Lüks yaşamın, basit yaşama dönüşmesi daha dikkat çekici yanı ve önemi vardır.Çünkü lüks yaşamı basite çekmek gerçekten zordur.Basit yaşamı lükse çekmek ise kolaydır.

Hayatın neresinden bakarsanız bakın,farklı boyutlardaki düşünce tarz meselesidir egemen kalan.Mantık aynı mantık.Doğrusu Basit yaşa mutlu ol mantığıyla.

“Mutluluğa kestirme yol yoktur, bu bir bakış açısı meselesidir.”

Denemeler

Sohbet’in Adı Kahve…

Merhaba Sevgili blog 🙂 Uzun zaman sonra bloğa uğramaya cesaret edebildim 😌😁 Nasılsınız bakalım keyifler nasıl:)))

İmmanuel Kant şöyle buyurmuş;

“Hayatın çeşitli güçlüklerine karşı üç şey hediye edilmiştir; ümit, uyku ve gülmek.” Katılmıyorum diyemem ama ben olsam bir dördüncüsünü eklerdim… Kahve.Seviyorum arkadaş kahveyi. Hem seviyorum hem de bildiğiniz saygı duyuyorum.

Susarsam, çaysarsam, alır bir bardak içerim. Onlarla olan ilişkimiz “ihtiyaç-tüketim” çizgisinde ilerler. Lakin iş kahveye geldiğinde bu “yudumlama-huzur bulma” noktasına geçer ki o da epey bir zirvededir.Hayatı koşar adım yaşayanlardanım. Yürüyüşüm, konuşmalarım, çiğnediğim lokmalarım, düşüncelerim hep bir telaşlı, hep bir soluk soluğa …

Şu bitsin, şu da bitsin, hele bunu da bir bitireyim derken bakmışım gün bitmiş. Gün masal olmuş;

Bir varmış

Bir yokmuş,

Prensesi GÜN kapmış

Kapıp kapana sokmuş

Sonra kurt gelmiş, ağzını açacakkeennnn…

diyerek gerilimli ve dramatik bir sona gitmeyeyim🙂

Demem o ki, kapanı kırdığım andır kahveyle buluşmam.

Bakınız Balzac ne güzel anlatmış kahveyi:

“Kahve mideye iner ve ondan sonra her şey harekete geçer: düşünceler tıpkı sava meydanındaki büyük bir ordunun taburları gibi birbiri ardı sıra gelir; savaş başlar. Hatıralar, savaş düzeni alan askerlerin önünde ilerleyen bir bayraktar gibi koşar adım saldırıya geçerler. Hafif süvariler görkemli bir şekilde dörtnala kalkar. Mantığın topçuları nakliye birlikleri ve fişek kovanlarıyla gümbürder. En zekice buluşlar keskin nişancılar olarak katılır. Karakterler kostümlerini kuşanır, kağıt mürekkeple kaplanır, muharebe başlar ve savaşın yapıldığı meydan nasıl kapkara barut dumanının altında kalıyorsa bu muharebe de kara dalgaların akınıyla son bulur.”

.

Denemeler

Kısa bir Mola….

MERHABA SEVGİLİ OKUR:)

Son 4 ay içerisinde bloğumu çok ihmal ettiğimi farkettim . Aslında sadece bloğumu değil hayatımdaki pek çok şeyi ihmal ediyorum. O değil bunun  farkında olmama rağmen hala bir çözüm bulabilmiş değilim ya haydi hayırlısı:)

Ne olduysa işe başladıktan sonra oldu. (DİP NOT: iŞİMİ ÇOK SEVİYORUM 🙂  İşimi birçok kişi merak edecek haliyle 🙂 İlerleyen zamanlar da bu merakınızı yeni yazılar ile gidermeye çalışacağım 🙂  Yaklaşık bir sene boyunca evde yatmaya alıştığım için iş temposuna alışmakta biraz zorluk çektim. Tam bu tempoya alıştım derken yapmam gereken şeyleri ihmal ettiğimi, hiçbir şey yapmak istemediğimi farkettim. Ne güzel düzenli bir kitap okuma alışkanlığım vardı artık kaldı kalmadı vs.Yine okuyorum okumasına da önceden günde bir saat kitap okurken şimdi on beş dakika okuyorum. Önceden içinde bulunduğum sektördeki yenilikleri takip eder kendimi geliştirmeye çalışırdım şimdi sadece uyumak istiyorum. İş dışında kendi projelerimin yüzüne dahi bakamaz oldum. Ve tabi ki bloğum… Yazmak istediğim çok şey var, notlarım arasında bununla ilgili bir yazı yazayım diye kaydettiğim 10’a yakın konu vardır fakat bilgisayarın karşısına geçip yazmaya üşendiğim için hepsi bekliyor.

İhmal ettiğim şeylere başlasam tüm sorun ortadan kalkacak. Mesela kitap mı okuyacağım, kalkıp okumaya başlasam devamı gelecek, o iştahı kendimde görebiliyorum. Veya projelerim ile mi ilgileneceğim, bilgisayarı açıp iki satır bir şeyler yazsam devamı gelecek kesin gelecek . İşte tam burada da üşengeçliğim ve bu işleri erteleme hastalığım giriyor devreye. Birazdan okurum, yarın başlarım, sonra yaparım diye diye aylar geçmiş. Kendime bir plan yapmaya karar veriyorum, plan yapmayı da erteliyorum.:)

Sanki bıraksalar ne kitaplar, ne senaryolar yazacağım. Oysa ilerlettiğim tek şey her gün daha çok arkadaşım daha çok tecrübeler (iyisi ile kötüsü ile ) ve  yazdıklarım. Sessiz kalmaktan kaçıran, duygusuzluk’tan kurtaran, kendimi olduğum yerden çok daha iyi bir yerde hissetmemi sağlayan, 29 harfi kullanıyorum. Fakat öğrendiğim harflerin beni bu kadar sıradanlıktan kurtaracağımı hiç bilmiyordum. Ne bir farklı görünüş, ne bir farklı duruş ne de başka havalara bürünmek gibi bir amaç güdüyorum.

Yazmak herkesçe var olan bir beceri ya da kimisi için becermekten veya yetenekten çok, yazıyor ve rahatlıyor olmak. Ben öncelikle böyle başladım. Küçük uğraşlarım, alfabeyi sevmekle başladı. Derste yazı yazmaktan nefret etmeyen bir çocuktum. Daha küçücük yaşta “kompozisyon verse hoca da bir şeyler yazsam” diye içten içe heyecanlanır fakat kötü not alırdım. Öyle de garip bir durumdu yaşadığım. Yine de hiç olumsuz düşünmez, elime kalem almaya hiç çekinmezdim. Kimi zaman boş kağıt karalardım bazen ukala bir şekilde kendi ismimi yazardım defter kenarlarına. Soran olursa yazıyordum işte. Ama böbürlenmek gibi olmasın kalemi yakıştırıyorum elime….

Ufak düzenlemeler den sonra yeniden aranızda olcam şimdilik bu kadar 🙂 En kısa zamanda görüşmek dileği ile .))))